• "Depremde nerede durmalı ?

    Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslar arası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.

    875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket 'azaltma' uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.

    1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.

    İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket 'çömel ve korun' metodunu uygularken, 10 maket 'hayat üçgeni' metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film 'çömelip korunan/saklanan' kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu.

    Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da RealTV programında izlendi.

    Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu 'ayıptı, gereksizdi' ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

    Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim 'hayat üçgeni' dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir.

    Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler.

    Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

    Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür. Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:

    'Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan 'hayat üçgeni' içinde hayatta kaldım.
    Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım 'çömel ve korun' örnekleridir.

    DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ ;

    1) 'Binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.

    2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.

    3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenliyapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.

    4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.

    5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..

    6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!

    7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar.
    Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır.
    Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.

    8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.

    9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.

    Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.

    10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini
    keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.

    Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok kişiye iletmeniz önemle rica olunur..."
  • 184 syf.
    ·22 günde·8/10
    Bu romanı yıllar önce okumuştum. Hem tekrar hatırlamak istediğimden hem de geçen yıllarda üzerinde çokça tartışmalar olduğu için tekrar okumak istedim. 5 yaşındaki minik bir çocuğun yarattığı kendi iç dünyası, tattığı acılar ve öğrendiği sevginin boyutu, okurken hep o yaştaki bir çocuk için fazla olduğu hissiyatını verdi bana. Belki Zeze 10 yaşında olmalıydı, ya da farklı coğrafyalarda 5 yaşındaki çocuklar böyle bir hayat yaşıyor olabilir kim bilir. Zeze çok fakir bir ailenin çocuğu, aile içinde hep arka planda bir sevgi olmasına rağmen, haylazlıklarından ötürü sürekli ama sürekli ölesiye dayak yiyor. Bir nevi yaptıklarından ötürü şeytanlık damgası ona yapışmış ve artık böyle davranması gerekiyormuş gibi hissediyor. Şeker portakalı fidanıyla olan dostluğunda, öğretmenine olan yaklaşımında ve dostu Portuga'ya olan hislerinde aslında ne kadar naif bir çocuk olduğunu anlayabiliyoruz. Zaten yüreği gerçek sevgiyle dolduktan sonra, o haylaz çocuğun değişimini de görebiliyoruz. Genel olarak olay örgüsünden ziyade romanın ruhunu hissetmek ve bu çocuğa dost olmak çok güzeldi. Okurken bir yandan da bu romanın 2013 yılında bir öğretmenin ödev olarak vermesi üzerine, velinin kitabı 'müstehcen' bulup soruşturma açması sebepli mi anlamak istedim. Kitapların yasaklanmasının desteklenir bir tarafı olduğunu düşünmemekle beraber, çocuk kitapları için bir yaş filtresi koymanın uygun olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kitaptaki dayakların dozu o kadar fazlaydı ki, bir yetişkin olarak bana bile fazla geldi diyebilirim, zaten bu dayaklar Zeze'yi bile yıldırmış kimi zaman intiharı bile düşündürmüştür. İlkokul çağında dayakla tanışmamış bir çocuğun okurken bu şiddetin sebebini anlayamayacağını ve olumsuz etkileneceğini düşünüyorum. Bunun yanında Zeze 5 yaşında olmasına rağmen bir yetişkin kadar fazla küfür ediyor, kitapla ilgili yaşanan krizde de bu küfürler kitabın müstehcen bulunmasına sebep olarak sunulmuş. Bir diğer konu ise, bu kadar küçük bir çocuğun çok güzel bir dostluk kurmasına rağmen hiç tanımadığı birinin peşine takılmasının normalleştirilmesi. Belki romanın yazıldığı dönem çağımızdaki kadar dış tehlikeler yoktu ama şu zamanda bir çocuğun ailesinin bilgisi dışında herhangi biriyle bu şekilde bir dostluk kurabileceğini düşündürmesi tehlikeli geldi bana. Velasıl kelam, duygu yüklü okuması keyifli bir romandı. Önerim en erken lise çağındaki çocuklar için uygun olduğu yönünde.
  • KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    Herkese merhaba :) Ben küçük bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. Birçok okulda olduğu gibi bizim okulda da umut ve heyecan dolu bir dönemi başarı ve mutlulukla yaşamanın sevinci, gerek öğretmen olarak bizlerin gerek mutluluğu en çok hak eden olan öğrencilerimizin yüreklerimizi sardığı o gün yaşadığım bir hâlet-i ruhiyemi sizlerle de paylaşmak istedim:
    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Buhârî)
    Karne günü, sınıf düzeni ve disiplini açısından ve kuzularımın gelişiminin de gereğiyle sınıfın süslenmesi ve düzeni için sınıfın hazırlanmasını onlara bıraktım. Önceki günlerde konuştuğum bir öğrencimin, gerek maddi gerek manevi eksikliğinden oluşan, sıkıntıları yüreğimde iken başka bir öğrencim ile konuşmak için uğraştım. Kuzum, o gün, yani bir öğrencinin en mutlu olması gerektiği gün, hüznü yüreğinden dökülürcesine mutsuzdu. Nedenini merak etmiştim:
    -Anlat bakalım, kızım.
    -Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
    Kelimeler boğazıma düğümlendi o an... Ne diyeceğimi, nasıl bir cevap vereceğimi düşünürken ruhumda oluşan bir hâlet beni bu yazıyı yazmaya sevk etti: Okulumuzda gerek kıyafet gerek ayakkabı gerek kırtasiye malzemesi gerekse test kitabı eksiği olan birçok öğrencimiz var. Biz öğretmenler olarak ilk dönem bu masumlar için bir yardım kampanyası başlattık ve Allah'ın nasip etmesiyle kış mevsiminin zor günlerindeki eksiklikleri bir nebze, vesile cihetiyle, tamamladık. Bu dönemki eksikliklerimiz ayakkabı, kıyafet, kırtasiye malzemesi ve test kitabı.
    "Ben ne yapabilirim?" düşüncesi yüreğini kaplayan arkadaşım! Eski ayakkabı ve kıyafetlerini gönderebilirsin..çevrene bu durumu anlatıp hayırsever insanları bu güzelliğe sevk edebilirsin..dua edebilirsin..en azından bu gönderiyi paylaşabilirsin.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    21 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    İHTİYAÇ LİSTESİ
    AMBARTEPE İLKOKULU VE ORTAOKULU

    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Hadis-i şerif/Buhârî)

    MONT İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    10 kişi(yaş aralığı 3-5)
    3 erkek 7 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 6 kız

    3. SINIF
    17 kişi(yaş aralığı 7-9)
    8 erkek 9 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    8 kişi(yaş 10-11)
    3kız 5 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    8 kişi(yaş 13-14)
    4 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    6 kişi(yaş 14-15)
    3 erkek 3 kız

    EŞOFMAN İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    5 kişi(yaş aralığı 3-5)
    2 erkek 3 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 4 kız

    3. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 7-9)
    7 erkek 5 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    5 kişi(yaş 10-11)
    3 kız 2 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    6 kişi(yaş 13-14)
    2 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    4 kişi(yaş 14-15)
    2 erkek 2 kız


    AYAKKABI İHTİYACI LİSTESİ

    Anasınıfı(9)
    Erkek=>32=>4
    Kız=>25=>1
    Kız=>31=>1
    Kız=>30=>1
    Erkek=>27=>2

    1. Sınıf(5)
    Kız=>30=>1
    Erkek=>29=>1
    Kız=>33=>1
    Erkek=>32=>3

    2. Sınıf(9)
    Erkek=>32=>1
    Kız=>31=>1
    Erkek=>35=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>31=>1
    Erkek=>33=>1
    Kız=>33=>1
    Kız=>32=>1

    3. Sınıf(11)
    Erkek=>35=>4
    Erkek=>33=>1
    Kız=>34=>1
    Kız=>35=>1
    Kız=>34=>2
    Erkek=>34=>2

    4. Sınıf(9)
    Erkek=>37=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>32=>1
    Erkek=>35=>3
    Kız=>33=>2


    5. Sınıf(12)
    Kız=>35=>2
    Erkek=>37=>1
    Kız=>38=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>36=>3
    Erkek=>36=>3

    6. Sınıf(14)
    Erkek=>33=>1
    Kız=>37=>7
    Erkek=>38=>3
    Erkek=>36=>1
    Erkek=>37=>1


    7. Sınıf(8)
    Erkek=>37=>2
    Kız=>39=>2
    Kız=>38=>1
    Kız=>37=>1
    Erkek=>42=>1
    Erkek=>39=>1


    8. Sınıf(6)
    Erkek=>41=>1
    Erkek=>40=>1
    Kız=>40=>1
    Kız=>39=>1
    Kız=>37=>1
    Kız=>38=>1


    KAYNAK KİTAP İHTİYACI LİSTESİ

    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet
    Not: Bütün sınıf düzeylerinde hem soru bankası hem konu anlatımlı ihtiyacımız olduğu gibi eski, yeni, yırtılmış ve çizilmiş, hiç fark etmez, her kaynak kitap kabulümüz..yeter ki kuzularım üzülmesin.
    (Özelikle 8. sınıflar için elinizde LGS, SBS, TEOG ve OKS ile ilgili eski, yeni, yırtılmış, çizilmiş fark etmez, kuzularımın sınava hazırlanması için, okula göndermenizi naçizane rica ediyorum.)

    KIRTASİYE İHTİYACI LİSTESİ

    Çanta İhtiyacı
    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet

    Not: Kırtasiye ihtiyacımız, toplamda 102 adet olan çanta ihtiyacımızla orantılı olduğu için yazmadık. Fıkır vermesi amacıyla en çok ihtiyaç duyulan gereçleri yazıyoruz: Ana sınıfı ve birinci sınıf okuma kitapları, uçlu kalem, kalem ucu, tekli defter, boya takımı, kalem, kalemtraş, silgi, su matarası, kırmızı kalem, yapıştırıcı, bant, cetvel, beslenme çantası, resim ve türkçe defteri, matematik defteri, boyama kitapları, diş macunu ve diş fırçası.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Hadis-i şerif/Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    23 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Okuduğum en iyi kitaplar listesinde ilk 3 sırayı yazmıştım. Bu listeyi 10 a tamamlamak gerekirse

    4- Heba
    5- Uçurtma Avcısı
    6- Kürk Mantolu Madonna
    7- Bozkırda Altmışaltı
    8- Monte Kristo Kontu
    9- Nar Ağacı
    10- İnsan Ne İle Yaşar
  • 10 süper yiyecek efsanesini çürütüyoruz - Manşetlerin ardındaki gerçek

    “Baharatlı yiyecekler ömrü uzatıyor”
    Çinli araştırmacılar 2015’te yarım milyon kişiyi kapsayan bir araştırma yayımlayarak haftada birkaç defa baharatlı gıda yiyenlerin ölme olasılığının, yemeyenlerinkinden daha düşük olduğunu iddia etti. Ama siz kırmızı biber stoklamadan önce hemen belirtelim ki korelasyon ile sebep sonuç ilişkisi aynı şey değil. Sırf iki şey aynı kalıba uyuyor diye aralarında doğrudan bir bağlantı olması gerekmiyor. Araştırmanın yazarlarının da belirttiği gibi, sonuçları etkileyen daha nice sebep olabilir. Örneğin yeme hızı ve mide yanmasını hafifletmek için yenen pirinç miktarı tamamen farklı şeyler. Bu karmaşık durumu çözmek için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.
  • 10 süper yiyecek efsanesini çürütüyoruz - Manşetlerin ardındaki gerçek

    “Yağlı balıklar beyin gücünü artırıyor”
    Yağlı balıklarda bulunan omega 3 ve omega 6 yağ asitleri bizler için faydalı ama bunların beyin gücünü artırdığı iddiası bilimsel kanıtlarca desteklenmiyor. Yaşlılarda balık yağı takviyesinin etkisini araştıran iki yıl süreli bir çalışma, bilişsel işlevlerde hiçbir fark tespit edemedi ve 2006’da gözden geçirilen kanıtlar omega 3’ün demans (bunama) konusunda herhangi bir yararının olmadığını ortaya koydu. Omega 3’ün belleği iyileştirdiğini iddia eden araştırmalardan biri, aslında bu yağın beyni oksijensizliğe karşı koruyup korumadığını ölçüyordu ve bellek testi bile içermiyordu.
  • Bozulmayan tek bir eski gelenek kalmaz. Ağa yakalanmış görünümündeki Cezayir aileleri, önceleri gibi, ne yer ne uyur. Bunun farkına, mesela bir matem sırasında varılır,çığlıklar atıp ağlamalar, sızlanmalar, yüzünü vücudunu parçalamalar yoktur artık. Tabut başında eskinin yırtınırcasına ağlamaları Cezayir 'de kalmamıştır gibidir. Bütün bunlar 1955'te Fransızlar' ın hoş vakit geçirmek için veya bir isyanı bastırmak bahanesiyle bir kasabayı basıp 5-10 erkeği taramasıyla başladı. Hiçbir merasîm hazırlığı yapılmadan, hastalıklara karşı hiçbir tedbir alınmadan, yol kenarındaki çukura gömülen bu toplu ölüler, toplumda eskisinin o heyecan mekanizmasını harekete geçiremezdi artık. Ağlamalar ve tırnaklarla yırtılan yüzler, homojen bir toplumda belli ve dengeli bir dünyaya aitti.