• 115 syf.
    ·1 günde
    Timothy Snyder tarafından yazılan tam ismiyle "Tiranlık üzerine - Yirminci yüzyıldan yirmi ders” kitabı günümüzde, yaşanan akıl tutulmasına ayna tutan bir eser.

    Modern demokrasi tarihinin aynı zamanda bir zayıflama ve çöküş tarihi olduğunu belirterek başlayan kitap, önümüzdeki bu tehlikeye doğru tepkileri verebilmek için tarih bilimi aracılığıyla geçmişimizle bağ kurarak önceki demokrasi ve cumhuriyet rejimlerindeki başarısızlıklardan öğreneceğimiz 20 ders olduğunu söylüyor. Bu 20 ders şöyle sıralanıyor;

    1. peşinen itaat etmeyin
    2. kurumları koruyun
    3. tek partili devlet sistemlerinden sakının
    4. dünyaya karşı sorumluluklarınızı üstlenin
    5. mesleki ahlak değerlerinden şaşmayın
    6. paramiliterlere (Bir yarı askeri ya da paramiliter güç, işlev ve örgütlenme olarak askeri ancak düzensiz gönüllülerden oluşan devletçe desteklenen bir tür yapı. Terim Yunanca harici anlamına gelen para ve asker anlamına gelen militer sözcüklerinden türemiştir) dikkat edin
    7. silahlanmak zorunda kalırsanız bunu çok iyi düşünün
    8. diğerlerinden ayrışın
    9. dilinize özen gösterin
    10. gerçeklerden şaşmayın
    11. araştırın
    12. karşınızdakilerle göz teması kurun ve sohbet edin
    13. somut politikalar uygulayın
    14. özel hayatınız olsun
    15. hayırlı işlere katkıda bulunun
    16. diğer ülkelerdeki akranlarınızdan bir şeyler öğrenin
    17. sakıncalı sözcüklere dikkat edin
    18. hayal bile edilemeyen gerçekleştiğinde sakinliğinizi koruyun
    19. vatansever olun
    20. elinizden geldiğince cesaretli davranın

    Kökeni Antik Yunan dönemine dayanan Tiranlık, Platon ve Aristo’nun yönetim biçimleri sıralamasında en sonda yer alıyordu. Eski Yunancada “efendi, bey” anlamlarına gelen “tyrannos” sözcüğünden türeyen Tiran kelimesi, yasa ve kanunları tanımayan, genellikle bir darbe veya suikast sonucu başa geçmiş olan ve iktidarını ‘tek adam’ olarak sürdüren yöneticiler için kullanılmıştır. Günümüzde ise halkına zulmeden, zorba iktidarları betimlemek için halen kullanılıyor.

    Holokost (Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa; Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Almanyası döneminde, Heinrich Himmler'in liderliğindeki SS güçleri tarafından işgal edilen sınırlar içerisinde yaklaşık beş buçuk milyon Yahudi’nin sistemli bir şekilde öldürüldükleri soykırım) üzerine uzmanlığı bulunan Tarihçi Yazar Timothy Snyder, Tiran ifadesini 20. yüzyılda Avrupa’da iktidara gelmiş Faşist yönetimler için kullanıyor. En bilinen örnek üzerinden gidersek; Kant, Hegel, Schopenhauer gibi büyük filozofları, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış olan Alman toplumunun nasıl olup da hitler gibi bir liderin peşinden giderek ülkelerini mutlak bir faşizme teslim ettiğini ve 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu sorusunu kitapta irdeliyor.

    Bu kitap, bugünün eğitimli ve uzgörür insanlarının günümüze ve geleceğe dair düşüncelerinde yalnız olmadıklarını, yanılmadıklarını bir kez daha somut gerçeklerle hatırlatmaktadır. Bir toplumun nasıl tek adam rejimine sürüklendiğini tarihsel olaylardan örnek vererek, bir ulusun demokrasiden diktatörlüğe dönüşmemesi için bireyin neler yapması gerektiğini liste halinde belirten; totaliter rejimlerin arttığı, milliyetçiliğin hızla tırmandığı günümüz dünyasında her bireyin okuması gereken bir kitaptır.
  • Elinizden düşüremeyeceğiniz kitaplar, elinizden kesinlikle bırakamayacağınız kitap öneril... EEEH KES LAN!!

    https://youtu.be/EO2HG6FDUoA
  • 336 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "Seni seviyorum. Seni bekleyeceğim. Geri dön."

    Hikayeler yazmaya bayılan ve hayal gücü çok geniş olan, 13 yaşındaki Briony, bir gün ablası Cecilia ve evin çalışanının oğlu Robbie arasında yaşanan bir olaya şahit olur. Gördüklerini kendi hayal dünyasında bambaşka yorumlayan Briony, üçünün hayatını da geri dönüşü olmayacak bir şekilde paramparça edecek bir suç işler.

    Briony'nin yaptığı hata, bu hatanın ömür boyu sürecek etkisi, vicdan azabı, pişmanlık, ayrılık, kendini affedemeyen birinin affedilme isteği ve ödenmesi mümkün olmayan bir kefaret.

    Kefaret, inanılmaz güzel bir kitaptı. Yapılan tek bir yanlışın, insanlar üzerindeki etkisini, bu üçlünün bakış açısıyla o kadar güzel anlatmış ki yazar... Karakterlerin bu olaydan sonra yaşadıklarını ayrı ayrı anlatan ve 2. dünya savaşından da izler taşıyan bu kitap, beni inanılmaz etkiledi. Özellikle kitabın sonu o kadar inanılmazdı ki o son üç sayfayı 4-5 kere okudum.

    Yazarın kaleminin yetkinliği, tüm karakterlerin hislerini okuyucuya bu kadar başarılı geçirebilmesi muhteşemdi. Olayları bu kadar sakin ama bu kadar etkileyici anlatabilmek hayran olunası bir durum. Yazar, bu yazım tarzıyla çok güzel bir kitap çıkarmış ortaya. Çok ama çok severek okudum. Mutlaka okumanızı öneriyorum.
  • SUMER DİLİ İLE TÜRK DİLİNİN
    KARŞILAŞTI RILMASI*
    Sumerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve F ırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir.
    Orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarım korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı
    icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı , gerek Sumerliler zamanında var olan, gerek daha s onra tarih
    sahnes ine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1 800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilin çözülmesi çalışmaları başlamıştır. N ineve'de Asurbanipal kitaplığının
    bulunmasıyla yazının ve Asur dilinin 1 855 yılında çözümü başarılmıştır. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde
    yazılmış satırlar da vardı. İlk olarak bu satırların İskit veya Turan
    dilinde yazılmış olacağım ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü.
    1 869'da J ule Oppert bu dile Sumerce adını verdi ve bu dilin T ürk,
    Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1 874'te Francois
    Leonorment da dili Ural-Altay dil grubuna koydu. Joseph Halevy
    ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak, bu dilin, Sami Akadlar tarafından özel bir amaçl a uydurulmuş bir dil olduğu konusunda ısrar etti. Onun bu direnişine başkaları da katılıyordu ve 50 yıl kadar bu sav sürdü. Daha sonra Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda
    çıkan bol miktardaki Sumer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle
    çalışıldı ve sözlükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. Bunlar üzerinde çalışanların hepsi Batılı bilginlerdi. Onlar Türkçe bilmiyorlardı. Türkçenin etimolojik bir sözlüğü de yoktu. Yine de Fritz
    Hommel, 1 Diyakonov, İzakar Andercyas,2 İrene İskendcri3 gibi bilim insanları Sumer dilini Fin, Kafkas Uygur dillerine benzeterek
    bir hayli eşanlamlı Türk ve Sumer kelimesini karşılaştırmışlardır.
    Herhangi geniş bir çalışma yapmadan Sumer dilini Türk diline
    benzetenler ise A. Falkenstein,4 Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer'dir.5 Kramer birçok yazısında yeri geldikçe bunu tekrarlamıştır. Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Tarih Sumer'de Başlar kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990'da bana şöyle yazmıştı: "Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney
    Mezopotamya'ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya'nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sumer halkı hakkında. Sumerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerliydi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir."
    Sumeroloji Hocam Benno Landsberger de, "Sumer dili, hem dil
    bakımından, hem de bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala
    yaşayan dil Türk dilidir" diyor. Türkmen yazarları da Sumercenin
    daha çok Türkmen Türkçesine benzediğini ileri sürüyorlar. 6 Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden (ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.

    1 Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alten Orients, 1925, München, s.
    16-22.
    2 Zakar Andereyas, "Current Antropolagie", ı\brld Joumal of the Science of Man,
    197 1, s. 212.
    3 !rene Iskenderi, Der Tarikia Hazereha, s. 215.
    4 A. Falkenstein, W. Van Saden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete,
    s. 7.
    5 S. N. Kramer, Cradle of Civilization, s. 33.
    6 Ödek Odekap, Sumer Hak.da Kelam Ağız, 1990 Yaşlılık Jurnali, sayı 1 2, s. 30;
    Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sumer-Türkmen Bağlan.
  • TARİHİN EN ZEKİ İNSANI

    1898-1944...
    Hepsi topu 46 yıl yaşamış dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı olduğu iddia edilen William James Sidis' in IQ seviyesi ölçülemez değerdeymiş. (250-300 arasında olduğu kabul edilir.)
    Rus Yahudi si muhacir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 6 aylıkken alfabeyi çözmüş, 18 aylıkken New York Times okuru olmuş, 2 yaşında Latince' yi, 3 yaşında Yunanca 'yı öğrenmiş, anatomi üzerine denemeler yazdığında 4 yaşındaymış ve 8 yaşına gelmeden önce İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almanca 'yı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise Vindergood adıyla andığı bir de dil geliştirmiş. İlkokulu;
    1. sınıf 1 gün
    2. sınıf bir kaç gün
    3. sınıf 3 ay
    4. sınıf bir hafta
    5.sınıf 15 hafta
    6 ve 7. sınıflar beş buçuk hafta gibi bir sürede bitirmiş.
    11 yaşında Harvard'a kabul edilmiş. Aynı sene Harvard'da profesörlere 4 boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış,16 yaşında Harvard Hukuk Fakültesine geçmiş. 20 yaşına gelince de sosyalist/komünist eylemlere, mitinglere katıldığından hapse girmiştir.
    Sidis' in bir günde bir dili öğrenebildiği ve ertesi gün diğer bildiği diller ile çapraz mukayese ve tercüme yapabilir hale geldiği de iddialar arasındadır. kendisi bu bir günde dil öğrenme hadisesi sebebiyle ölümüne dek bilinen ve öğrenilebilen bütün dilleri öğrenmiş, hatta bir iki adım ileri gidip diller uydurmaya başlamıştır.
    Bütün bu zeka dolu hayatına ve olanaklara rağmen Sidis, bekleneni verememiş, bir iki kitap, çok kayda değmeyen bir akademik hayat ile silinip gitmiştir.
    Sonuç olarak; zekanın tek başına ne kadar yüksek olursa olsun bir işe yaramadığı, yanında biraz yaratıcılık, bir tutam hayal gücü ve felsefe olması gerektiği söylenebilir..
    *Uzman Psikoterapist AKARAGÖZ
  • 352 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın giriş bölümünden başlayacak olursak,
    Kitap 3 farklı devletten söz etmektedir. Bunlar; Okyanusya Doğu Asya Avrasya
    3 devlette totaliter sistemle yönetilmektedir. Sürekli olarak aralarında savaşmaktadır. Bu savaşlar bitmeyen savaşlardır. Bitmemesinin farklı sebepleri vardır. ilk sebep Üretim fazlası malların askeri güçte kullanılması farklı bir sebepte proleter sınıfın sürekli savaş halinin yönetilmeye ihtiyaç duyması isteğidir. Savaş parti için aslında barıştır.
    Asıl sistemi totaliter bir sistem olan Okyanusya'dan bahsetmektedir. Okyanusya sınıflı bir toplum yapısına sahip ve bu sınıflanmanın yüzde seksene yakını proleterler tarafından oluşmaktadır. Partinin gücü sistemden gelmektedir. Sistemin en büyük silahı yeni dili olan YENİSÖYLEMDİR.

    Sistem körü körüne bağlanmak gerekliliğini vurguluyor. Körü körüne bağlılık denen bir konuyu detaylandırarak anlatmaktadır. Bizleri sürekli tele-ekranlar tarafından izleyen ve her saniye duyabilecekleri , detaylandırmak gerekirse tuvalette, yatakta, uykuda, banyoda, rüyamızda bile BÜYÜK BİLADERİN bizi izlediğini düşünüyor ve biliyoruz. Görmemiz gerekenleri görmüyor, duymamız gerekenleri duymuyoruz. Bunları aslında Parti tek başına yapıyor. Parti insan yaşantısının tümünde varlık göstermektedir. Şöyle ki zihnimizde bile aykırı bir şey düşünemeyiz, çünkü oda sürekli izlenmektedir. Bunu yapacak olursak aykırılıkları düşünecek olursak düşüncesuçu denen suçla yargılanırız. Bu yargılanmanın sonucu ölümdür. Sırf bu yüzden çalışmakta olan düşünce polisleri vardır.
    Düşüncelerimize de farklı yollarla dahil olmaktadırlar. Yenisöylem ile birlikte kullandığımız kelimeleri azaltarak zihnimize oyun oynuyor ve aslında öyle bir şeyin olmadığını kabul ettiriyorlar. Örneğin dilden özgürlük kelimesini çıkarırsanız özgürlük düşüncesini zamanla yok etmiş olursunuz. Düşüncelerimize dahil olmanın bir farklı yolu da Parti Başkanı'nın gözümüzün alacağı her yerde bizi izliyor olmasıdır. Kaldı ki posterlerin altlarında sizi izliyoruz yazmaktadır.
    HAYATIN HER ALANINDA PARTİNİN BİR ELİ VARDIR.
    Öyle ki Parti insanların parfüm sürmesine yakışıklı giyinmesine somurtmasına dalmasına hatta cinsel hayatına bile karışabilirdi. Cinsi münasebetlerin Proleter sınıfta özgürce yapılması fakat buna karşılık bağlılık hissiyle tümüyle bağlı olunan parti mensupları tarafından kesinlikle yapılmaması gerektiği hatta Parti cinsi münasebetin evliliğin temeline bile dayandırmadan evliliği yalnızca yeni parti üyeleri cinsi münasebeti sonucu doğacak çocuklara bağlamıştı . EVLİLİĞİN PARTİ İÇİN YALNIZCA BİR AMACI VARDI: PARTİYE HİZMET EDECEK YENİ ÇOCUKLARIN DÜNYAYA GELMESİ.
    Parti bizlere 2*2 = 5 diyor ise bunu tartışmadan kabul etmek gerekir, hatta 3 ediyorsa bile kabul etmek, hatta ve hatta hiç bir şey etmiyor ise bile bunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.
    GARİP
    Yatak odalarımıza kadar girmiş olan şeylere karşı baş kaldıramıyoruz. Baş kaldırmak bir yana dursun bunu düşünemiyoruz bile. Düşüncesuçu denen bir suç bizim bunları düşünmemizi bile yasaklamaktadır. Dahaca zihnimizin yüz yüzünün bize ait olmadığı duygusu tühlerimizi ürpertiyor. Hırçınlaşıyorum.
    PROLETER SINIF
    Bağnazlıktan cehaletten bir adım bile öte gidilmemiş, Okyanusya'nın yüzde seksenini kaplayan bu sınıf bu halkı Partiden kurtarabilecek tek güç olarak görünüyordu fakat Proleter sınıf oldukça bilinçsiz ve cahildi. ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR. İşte partinin bu sınıfa dikta ettiği tam olarak bu slogandı. ÖZGÜRLÜK proleterlerdedir.

    Bizler yanlış yönetilmeye aç insanlar değiliz ana karakterimiz Winston'da bizimle aynı fikir içerisinde yanlış yönetilmeye baş kaldırmak için bir yola kalkışıyor! Fakat yolun sonu pekte aydınlık değil, Ölüm karanlığıdır. Bunu kendisine bittabi bilmektedir. Fakat bildik yokoluş içerisinde baş kaldırmaktan vazgeçmiyor. Bir yıldırma uygulanıyor ki bilmeyiverin.

    AYDINLIKLARDA BULUŞMAK ÜZERE BAY WİNSTON.
  • 203 syf.
    ·28 günde·7/10
    Peyami Safa 20. yüzyılda ülkemizin yetiştirdiği , bana göre en büyük birkaç edebiyatçıdan , romancıdan biridir. Onun bir metniyle karşılaşınca üslubundan tanıyabiliriz , ismine bakmasak bile. Tıpkı Sabahattin Ali , Oğuz Atay , Orhan Pamuk gibi.

    Yazarın ilk gençlik yıllarından başlayan bu hikayeler , henüz yirmili yaşlarının başına uzanır. Adeta gelecekteki romanlarının ayak seslerini duyuran , bir nevi prototip veya taslak gibidir.
    36 adet hikayenin toplandığı kitap , daha önce çeşitli dergilerde gazetelerde yayınlanan hikayelerin bir kitap haline dönüştürülmesiyle oluşmuş. Daha sonra o kadar verimli bir yazara dönüşür ki Safa , bir bu kadar sayıda hatta biraz daha fazla roman , uzun öyküler yazmıştır.

    Okumaktan keyif aldığımız yazarların romanlarını okumak , hikayelerinden çok daha uzun olduğu halde bana daha keyfili geliyor kısa yazılarına kıyasla. Zaten pek çok kişinin de kabul ettiği gibi , roman yazmak öykü yazmaktan daha kolay çünkü uzun sayfalar boyunca üzerine çalışmak , oynamak , yaymak bir kolaylık sağlıyor. Öykü yazmak ise çok daha zor , çünkü az kelimeyle çok şey anlatmak , bunu en vurucu şekilde ortaya çıkarmak daha zor.

    Bütün kitaplarını okumak istediğim yazarların başında geliyor Safa. Şimdiye kadar bu hikaye kitabıyla birlikte 4 tane romanını okudum. Çok okunan ve çok sevilen yazarlarımızdan malum. Siyasi veya başkaca görüşlerini sevenler ya da sevmeyenler olur lakin bunu yazarlığından ayırmak gerektiğini düşünüyorum , her yazar için olması gerektiği gibi.

    Peyami Safa için "Psikolojik Tahlil" ustası diyebiliriz , yine okuyanların bileceği ve çoğunun katılacağı şekilde. İnsani çelişkileri , çıkmazları bu kadar iyi anlatan büyük yazar az diye düşünüyorum , belki birincisi de Dostoyevski desek yalan olmaz.

    Ortalama 5-6 sayfalık hikayeler bu kitaptakiler. Çok az okunmuş , oysa romanları çok fazla okunuyor. Yazarın gelişim sürecini , fikri alt yapısını anlamak ve çözümlemek adına okunmasını tavsiye ederim. İyi okumalar..