Merhaba,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan ve Şevket Rado tarafından hazırlanan "Paris'te Bir Osmanlı Sefiri", Osmanlı'nın Batı'ya açılan ilk penceresi olması bakımından harika bir tarihi kaynak. 1720 yılında elçi olarak Paris'e giden Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin anılarını içeren bu eser , ülkemize matbaanın gelmesine ve Avrupa'da müzikten mimariye kadar uzanan bir "Türk modası" (Turquerie) akımının doğmasına vesile olmuş. Kitabı okurken Fransız halkının Osmanlı heyetine duyduğu aşırı merak yüzünden onların yemek yemelerini ve iftar yapmalarını bile kalabalıklar halinde seyretmeye gelmeleri oldukça tebessüm ettiriciydi. Çelebi'nin Batı kültürüyle ilk karşılaşmasını yansıtan "Paris şehrine mahsus bir oyun var imiş. Opera derler imiş." cümlesi ise dönemin ruhunu çok iyi özetliyor. Bizzat Çelebi tarafından incelenip düzeltilmiş orijinal nüshaya dayanan bu sefaretname, Doğu-Batı ilişkilerinin kırılma noktasını anlamak ve Lale Devri'ne içeriden bir gözle bakmak isteyen herkesin kütüphanesinde mutlaka bulunmalı.
Daha fazlası için bloğumdaki yazıyı okuyabilirsiniz:
hknkr.com/pariste-bir-osm...
iyi okumalar. :)
Uzun süredir okumayı beklediğim, yaklaşık 50 sayfalık bu minik eseri sonunda bitirdim. Dr. Zülküf Perdeci tarafından günümüz Türkçesiyle hazırlanan ve H Yayınları'ndan çıkan bu kitabın, araştırmacıların çoğunluğu tarafından Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemseddin Hazretleri'ne ait olduğu kabul ediliyor.
Kitabı okurken beni en çok şaşırtan ve tıp tarihi açısından da en önemli bulduğum detay, mikrobun varlığından açıkça bahsedilmesiydi. Bilindiği üzere Batı kaynaklarında mikrobun A. Van Leeuwenhoek tarafından bulunduğu söylenir. Oysa bu eserde, ondan yaklaşık iki asır önce hastalıkların "gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar" vasıtasıyla insandan insana bulaştığı net bir şekilde anlatılıyor. Tıp tarihinde mikro-organizmalardan bahseden ilk kişinin Akşemseddin Hazretleri olduğunu bu kitapla çok iyi anlıyoruz.
Eserin devamında ise "hayatın maddesi" olarak adlandırılan; yakut taşı, cıva ve kükürt kullanılarak hazırlanan ilginç bir karışımdan ve bu sıvının iddialı olduğu hastalıklardan (depresyon, verem, sıtma, saçkıran vb.) bahsediliyor. Kitaptaki bu tarihi tarifler günümüz modern tıbbında veya eczanelerde ticari bir karşılık bulmasa da , 15. yüzyıl Osmanlı tıbbının geldiği seviyeyi ve hekimliğin o dönemki zorluğunu görmek açısından gerçekten çok kıymetli.
Tıp tarihine ve Osmanlı alimlerinin ilmi çalışmalarına ilgi duyan herkese tavsiye ederim.
Daha fazlası için blog yazımı okuyabilirsiniz:
hknkr.com/hayatin-maddesi...
İyi okumalar!