Bu aralar internette problem mi var ? Şu bu gelecek denildi hep 5G fln Şimdi daha kötüye gidiyor sanki .
1K
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aynen 5G knk ranzanın üst katındayım ona rağmen 1 diş çeken 5G’nin neyini övüyorsunuz
Birkaç büyük ölçekli bölgesel güç (Hindistan veya Brezilya gibi) dışında, gelişmekte olan ülkelerin ezici çoğunluğu bu yeni sömürgecilik dalgasına karşı tek başlarına veri egemenliği kurabilecek kurumsal, finansal ve teknolojik kapasiteden büyük ölçüde mahrum. Dijital dünyada egemenlik, sadece ülke sınırları içine birkaç sunucu (server) binası dikip "verilerimiz burada duruyor" demekle kurulamaz. Dijital bağımsızlık, en alttaki donanımdan en üstteki yazılıma kadar uzanan devasa bir dikey yığın kontrolü gerektirir. En altta yarı iletkenler (mikroçipler) ve bunu üreten litografi makineleri var (Hollanda-ASML, Tayvan-TSMC tekeli). Onun üstünde bu çipleri çalıştıracak devasa veri merkezleri ve bulut (cloud) altyapısı var. Onun üstünde ham veriyi işleyecek büyük dil modelleri (LLM) ve yapay zeka algoritmaları var. Küresel Güney'deki bir devlet, bu yığının en üstündeki birkaç yazılımı yasaklasa bile, en alttaki donanım ve bulut mimarisinde ABD (Silicon Valley) veya Çin (Shenzhen) eksenine göbekten bağlıdır. Bu katmanların her birini sıfırdan inşa etmek trilyonlarca dolarlık sermaye, yetişmiş insan gücü ve on yıllarca sürecek bir ekosistem inşası gerektirir ki gelişmekte olan ülkelerin bütçe dengeleri buna izin vermez. Küresel Güney ülkeleri, tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki askeri ittifaklar gibi, bugün de dijital bir kutuplaşmanın ortasında pazarlık yapmak zorundadır. Önlerinde iki baskın şablon var ve ikisi de yapısal bağımlılık üretiyor. Amerikan Modeli (Yazılım ve Platform Hegemonyası): Tüketici odaklıdır. Google, Microsoft, Meta ve AWS gibi devler üzerinden Küresel Güney’in pazarını ve dikkatini ele geçirir. Veriyi serbest piyasa ve inovasyon söylemiyle dışarı çeker. Çin Modeli (Altyapı ve Donanım Hegemonyası): Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Afrika ve Asya
1000Kitap
1978 yılında Deng Şiaoping’in iktidara gelişiyle başlayan süreç, uluslararası ilişkiler tarihinin en büyük "Truva Atı" operasyonlarından biridir. Deng Şiaoping, Mao’nun ölümünün ardından harabeye dönmüş, ideolojik saplantılarla boğulan ve açlıkla pençeleşen bir Çin devraldı. Deng, bir pragmatistti. Onun o meşhur sözü vizyonunu özetler: "Kedinin siyah ya da beyaz olması fark etmez, fare yakaladığı sürece iyi kedidir." Deng, Çin'i kurtarmanın yolunun Batı kapitalizminin teknolojisini, sermayesini ve üretim altyapısını ülkeye çekmek olduğunu biliyordu. Bunun için ABD'ye (ve Kissinger’ın temsil ettiği akla) hayati bir taviz verdi. Sovyetler Birliği’ne karşı tam bir ideolojik ve stratejik kopuş. Çin, Sovyet eksenini tamamen terk etti; hatta 1979'da Sovyet yanlısı Vietnam'a savaş açarak Batı'ya sadakatini sahada kanıtladı. Karşılığında ABD ve Batı dünyası, Çin’i "küresel üretimin ucuz iş gücü deposu" olarak görmeye başladı. Batı'nın tüm devasa fabrikaları, sanayi know-how'ı ve sermayesi Çin'e taşındı. Deng, bu dönemi "Tao Guang Yang Hui" (Işığını gizle, yeteneğini besle ve zamanını bekle) stratejisiyle yönetti. Çin, on yıllar boyunca ABD'nin küresel patriyarklığına (hegemonyasına) asla kafa tutmadı, tay tay duran bir çocuk gibi davrandı, her uluslararası krizde başını öne eğdi ama içeride devasa bir üretim canavarı ve teknoloji üssü inşa etti. Batı, Çin’in zenginleştikçe demokratikleşeceğini ve Amerikan sistemine entegre olacağını zannederek tarihin en büyük rasyonel yanılgısına düştü. Çin, kapitalizmin üretim araçlarını yuttu ama devlet kapitalizmi ve Komünist Parti disipliniyle bu gücü millileştirdi. Son 15 yılda Çin; ucuz tekstil üreten bir ülkeden, yapay zeka, yarı iletkenler, kuantum bilgisayarları, 5G altyapısı ve yenilenebilir enerjide ABD'yi yakalayan ve hatta bazı
1000Kitap
1948’den 2000'lerin başına kadar Arap dünyasının İsrail’e karşı duruşu, büyük ölçüde "Arap milliyetçiliği", "İslam dayanışması" ve "Filistin davasının mutlak önceliği" gibi ideolojik dogmalara dayanıyordu. Eski Model (Arap Barış Girişimi): "Önce Filistin devleti kurulur, sonra İsrail tanınır." Yeni Model (İbrahim Anlaşmaları): "Ulus-devletlerin kendi ekonomik, teknolojik ve güvenlik çıkarları, Filistin davasından daha önceliklidir." İbrahim Anlaşmaları'nın sadece ideolojik bir metin olmadığını, arkasında ciddi bir Amerikan jeopolitik rüşvet/teşvik mekanizması olduğunu bilmek gerekiyor. İbrahim Anlaşmaları, uluslararası ilişkiler tarihinin en net "tranzaksiyonel" (al-ver esasına dayalı) diplomasi örneklerinden biridir. ABD, İsrail’in bölgedeki meşruiyetini artırmak ve İran karşıtı bloku tahkim etmek adına, anlaşmaya imza atan veya atma potansiyeli olan ülkelere çok ciddi jeopolitik, askeri ve ekonomik tavizler vermiş (veya vermeyi taahhüt etmiş)tir. Hangi ülkeye, imza karşılığında ne tür "teşvikler" sunuldu: BAE, anlaşmanın ilk ve en stratejik aktörü olduğu için ödülü de askeri açıdan en büyüğü oldu. ABD, Ortadoğu’da İsrail’in askeri üstünlüğünü (QME - Qualitative Military Edge) koruma yasası gereği Arap ülkelerine satmadığı 50 adet F-35 savaş uçağı ve 18 adet MQ-9B Reaper insansız hava aracını içeren 23 milyar dolarlık devasa bir silah paketini BAE'ye satmayı kabul etti. Her ne kadar sonraki süreçte BAE’nin Çin ile olan teknolojik ilişkileri (5G altyapısı vb.) nedeniyle ABD Kongresi satışı zaman zaman yavaşlatsa da, bu vaat BAE’yi masaya oturtan ana rüşvetti. Fas, on yıllardır uluslararası alanda diplomatik olarak en çok zorlandığı beka sorununu bu anlaşma sayesinde çözdü. ABD, Fas'ın 1970'lerden beri üzerinde hak iddia ettiği ve Polisario Cephesi ile çatıştığı
1000Kitap