• Hep okumak istediğim halde bir türlü okuyamadığım kitaplardan biridir “Musa Dağ’da Kırk Gün”
    Belki de bu kitabı çok okumak isteğimin altında yatan sebeplerinden birisi de atalarımın anlattığı Ermeniler ile ilgili o güzel anıların izini sürmektir.
    Kozan’da, Ermenilerle iç içe yaşamış, onların uğradığı haksızlıkların tümüne defalarca maruz kalmış Türkmen boylarından birine mensup olmam da benim için kitabı önemli kılan faktörler arasındaydı elbette.
    Bu olayları birebir yaşamış atalarımın anlattıkları ile tarihi gerçekler kitabın abartısız ve politik kaygılardan uzak, belgesel nitelikte olduğunu göstermektedir.
    Hatay’ın Samandağ bölgesinde bulunan Musa Dağ ve çevresinin coğrafi durumu ile dağdaki kalıntılar da kitabı doğrular niteliktedir.
    Kitabın belki de en önemli tespiti “Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü Ermenilerin cesetleri üzerinde olacak" öngörüsüdür ki, evet Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü Ermenilerin cesetleri üzerinde olmuştur.
    Zira Ermenilerin gitmesiyle Osmanlı, hekimlikten, cebeciliğe, demircilik, dokumacılık, marangozluk, kuyumculuk, semercilik, nalbantlık, taş isçiliğine kadar neredeyse bütün zanaat ve ticaret erbabı ile eğitimli okumuş insanını kaybetmiş oluyordu.
    Osmanlı’da tahta çıkanın kardeşlerini boğdurması Fatih tarafından kanun haline getirilmişti ve 3. Mehmet tahta çıktığı gün 19 kardeşini boğdurarak bu konuda rekor kırmıştı.
    600 yıl boyunca kaç şehzadenin boğdurulduğu, hamile olma ihtimaline karşı kaç şehzade cariyesinin taş bağlı çuvallara konulup, denize atıldığını bilmiyoruz fakat 600 yıl boyunca 44 sadrazamın boğdurulduğu kesin.
    Hazindir ama altı bin askerin bir gecede katledildiği hadisenin adını “Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay)” koymuş bir milletiz biz Türkler.
    İyi de Osmanlı öyle de Cumhuriyet’in sicili Osmanlı’dan daha mı iyi?
    Keşke öyle olsa ama ne yazık ki öyle değil maalesef.
    Ne yazık ki, İttihatçıların yaptığı bu zulüm, ne ilk ne de son olmuş, ne halkımız ne de siyasetçimiz bu çöküşten hiç ders çıkarmamış ve cumhuriyet döneminde de bu tarz haksızlıklar, hukuksuzlar, zulümler hep var olmuştur.
    Örneğin hanedan mensupları ve 150’liklerin sürgün edilmesi veya İstiklal Mahkemelerinin estirdiği devlet terörünün Ermeni tehcirinden daha masum olduğunu iddia edebilir miyiz?
    Bir hanedan mensubu bu konuda: “Biz Söğüt’ten elde kılıçla çıkıp Viyana’ya kadar gidenlerin torunuyduk. Biz hiçbir vakit Türkiye’nin fenalığını düşünmedik. Ama bu memlekete 600 sene hizmet ettikten sonra bir gece ansızın hazırlanmamıza bile müsaade edilmeden apar topar kovulduk.” Diyor.
    Fırka-ı İslahiye’nin Sis’te (Kozan) 1865’te yaptığı icraatlar ve ardından gelen zorunlu iskân veya Dersim Tertelesi, İstanbul Rumlarına karşı 1955, 6-7 Eylül yağma talanı, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, Ergenekon – Balyoz, FETÖ davaları ve daha niceleri kendi halkımıza yaptığımız zulümler değil midir?
    Maraş, Çorum, Sivas’ta kendi kanımız, canımız, ırkımızdan insanlara Ermeni, Rum vatandaşlarımıza reva gördüğümüzden daha acımasız, daha insafsız, daha utanç verici saldırı ve katliamlarda bulunmadık mı?
    Biz Türkler gibi, yazmayan ve okumayan toplumların maalesef hafızaları da olmuyor.
    Bu konuda Ermenilere ne kadar teşekkür etsek azdır.
    Zira Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Türklere, Müslümanlara karşı da bunun gibi sayısız tehcirler, zulümler, haksızlıklar, hukuksuzluklar olmasına rağmen, Ermeniler kendilerine karşı yapılan bu zulmü unutmadı ve unutturmadılar.
    Bu arada öz be öz bir Avşar Türkü olan Dadaloğlu’nun Osmanlı ve Fırka-ı İslahiye’nin zorunlu iskân zulmüne kaşı şu haykırışıyla, Musa Dağ direnişi arasında bir fark olup olmadığı konusunu da okuyucunun takdirlerine arz etmek isterim.
    (Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eder ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

    Belimizde kılıcımız Kirman'i
    Taşa geçer mızrağımın temreni
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı
    Ferman padişahın dağlar bizimdir

    Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur
    Nice koç yiğitler yere serilir
    Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.)
    Günümüzde her yıl binlerce kişi, ezan okunan ülkelerden, “kâfir” diye andıkları, çan çalınan ülkelere kaçabilmek için can veriyorsa, artık kendimizle yüzleşmenin, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, yolsuzluğa, yağmaya talana “dur” demenin zamanı gelmedi mi?
    İttihatçı kafasının “benden değilsen ölümlerden ölüm beğen” anlayışının 600 yıllık imparatorluğu nasıl on yılda paramparça ettiği gerçeği, herhalde bu kitapta anlatıldığı açıklıkta hiçbir yerde anlatılmamıştır.
    Günümüzde, çevre, doğa, hukuk, adalet, hapishaneler, eğitim, sağlık, ekonomi ve yoksulluk konularına bakınca, içinde bulunduğumuz durumun sürdürülebilir olduğunu herhalde hiç kimse iddia edemez.
    Kendimizle yüzleşmemiz için bu kitabın iyi bir başlangıç olması dileklerimle.
    İyi okumalar.
  • Her mevsim yüreğimizi yaktınız, dileğim o ki yaptığınız herşeye birebir katlanmaniz. 6/7 eylül olayları ırkçı kafatasına sahip bir ideolojiye bile sahip olmayan zavallıların yaptığı bir katliamdı.
  • SİVAS KONGRESİ
    Sivas Kongresinin Toplanma Amacı:
    Sivas Kongresi, Mustafa Kemal' in Amasya Genelgesi' ni açıkladıktan sonra bir çağrı üzerine I. Dünya Savaşı' ndan sonra işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas' ta bir araya gelmesiyle, 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal kongredir.
    Sivas Kongresi'nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşuna temel olmuştur; bu nedenle Sivas Kongresi'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür.
    Sivas Kongresi'nde, Erzurum Kongresi'nde alınan vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili kararlar aynen kabul edilmiştir.
    Alınan Kararlar:
    1- Millî sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
    2- Kuva-yı Milliye’yi yetkili ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
    3- Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına yapılacak müdahale, işgal ve Ermenilik, Rumluk teşkili gayesine yönelik hareketlere toptan karşı konacaktır.
    4- Azınlıkların her türlü güvenliği sağlandığından siyasi egemenlik ve toplum dengesini bozacak ayrıcalıklar verilemez.
    5- İstanbul Hükümeti, bir dış baskı karşısında topraklarının herhangi bir parçasını bırakmak zorunda kalırsa, buna karşı bütün tedbirler alınır ve kararlar verilebilir.
    6- Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte sınırlarımız içinde bulunan, halkı Müslüman olan topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz hale getirilmesini bekleriz
    7- Devletin bağımsızlık ve bütünlüğü saklı kalmak şartıyla topraklarımızı ele geçirmek isteği olmayan herhangi bir devletin ekonomik, teknik ve sınaî yardımlarını memnuniyetle karşılarız
    8- Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanması mecburidir.
    9- Millî vicdandan doğan cemiyetler birleşmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almıştır. Bu cemiyet her türlü fırkacılık cereyanlarından, şahsi ihtiraslardan uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlar bu cemiyetin tabii üyesidirler
    10-Umumi Kongre tarafından kutsal gayelere erişmek, bunları takip etmek için bir Temsil Heyeti seçilmiştir. (Temsil Heyetinin üye sayısı 15'e çıkarılmıştır.)
    Sivas Kongresinin Önemi ve Özellikleri:
    1-Sivas kongresi hem toplanış şekli hem de aldığı kararlar bakımından milli bir kongredir.
    2- Milli Mücadele Sivas Kongresi ile bir lidere kavuştu ( Mustafa Kemal Paşa)
    3- Türk Milleti adına söz söyleyecek bir temsil Heyeti Oluşturuldu. (Temsil heyeti Yurdun bütününü temsil eder )
    4- Bütün milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilerek ulusal örgütlenme tüm vatana yayılarak ulusal güçler tek elde toplanmıştır.
    5- Anadolu'da gücünü halktan alan yeni bir siyasi otorite ortaya çıkmıştır. ( Temsil Heyeti )
    6- İlk kez yürütme yetkisi kullanılmıştır. ( Ali Fuat Paşa batı Cephesi Kuva-yi Milliye komutanlığına atanmıştır )
    7- Manda ve Himaye kesinlikle reddedilmiştir. ( Tam bağımsızlık anlayışına ters düşer )
    8 Sivas Kongresinde Erzurum Kongresinde alınan kararlar aynen kabul edildi.
    Sivas Kongresi Sonrası Gelişmeler:
    1- Mustafa kemal İstanbul Hükümetinin kongreyi engellemeye çalışmasından dolayı 12 Eylül tarihinden itibaren İstanbul Hükümetiyle olan haberleşme ve bağlantıyı kesmiştir. Artık başvuru makamının Temsil Heyeti olduğunu ifade etmiştir.
    2- Bu baskılara daha fazla dayanamayan damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. Bu sonuç Anadolu'daki hareketin içteki ve dıştaki itibarını artırmış, Anadolu'da tereddüt içinde olan bazı yöneticilerin Mustafa Kemal ve temsil Heyeti saflarına geçmelerini sağlamıştır.
    3- Damat Ferit Paşa hükümeti yerine daha ılımlı olan Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
    4- 14 Eylül'de yayın yoluyla propaganda yapmak, milli mücadelenin haklılığını duyurmak amacıyla İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılmaya başlandı.
    Sivas Kongresi 4 Eylül tarihinde başladı. Mustafa Kemal başkanlığa seçildi. Kongreye 38 kişi katıldı.
    11 Eylül 1919 günü sona eren Sivas Kongresi’nde, Erzurum Kongresi’nin kararları tamamen kabul edilmekle beraber bazı değişiklikler yapıldı.

    Nutuk
    Millî Mücadele konusunda olduğu gibi, Sivas Kongresi konusunda da birinci derecede zikri gereken kaynak eser Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutkudur. Nutuk, Mustafa Kemal’in 9. Ordu müfettişi olarak (19 Mayıs 1919) Samsun’a çıkışıyla başlar, 10 Kasım 1924 yılına kadar beş yıllık olayları içine alır.
    Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF’) sının 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan ikinci kurultayında 36.5 saat süren ve altı günde okunan hitabesine dayandığı için “Nutuk” ismiyle anılmıştır. Nutuk’un kaynaklarını Mustafa Kemal’in hususî kaleminde bir nüshası saklanan vesîkalar teşkil eder. Nutuk, yayınlandığı yıllarda Millî Mücadelenin ve Sivas Kongresinin tek resmi kaynağı olma vasfına sahipti. Zaman içinde Sivas Kongresi ile ilgili tek resmi kaynak değil ama esas kaynak olma vasfını devam ettirmiştir. Mustafa Kemal’in Sivas’a ilk gelişi, Amasya- Tokat güzergâhını takip ederek 26 Haziran 1919 tarihindedir. Elazığ Valisi Ali Galip de o günlerde Sivas’tadır ve tertipler peşindedir. Nutuk’un I. cildinde, Mustafa Kemal’in Sivas’a ilk gelişiyle başlayan Sivas Kongresi sürecine geniş yer verilmiştir. “Sivas’a hareket”le başlayan anlatım Heyet-i Temsiliyenin “Ankara’ya hareket” tarihine kadar olan zaman dilimini kapsar.
    (Erzurum-Sivas Kongreleri ve bu zaman kesiminde cereyan eden siyasî hadiselerle ilgili, yazışmaları konu edinir. Sivas Kongresinin uğraştığı konulardan birisi olan “Manda” meselesi, “Ali Galip” ve “Şeyh Recep” olayı, başta gelenlerdir. Sivas’ı ziyaret eden Amerikalı gazeteci L.E. Brown, Amerikan Heyeti ile Komutanlarla ve İstanbul hükümetiyle ilişkiler gibi konulara da geniş yer verilir.19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasıyla başlayan Nutuk, Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyaset sahnesinden kapatılarak çekilmesi ve İzmir suikastının değerlendirilmesiyle son bulur. Nutuk, bu vasfı ve yazarının mümtaz kişiliği nedeniyle genel kabul görmüş, tarih yazıcılığına hakim olmuştur. Nutuk, 1925–1926 yılları arasında cereyan eden, Millî Mücadele kahramanları arasındaki politik hesaplaşmaya liderin son noktayı koymasıdır. Sivas Kongresi bahsinde, Mustafa Kemal, azim ve iradesini metnin tamamına yayarken diğer önderleri, kararsız, çekingen tavırlarıyla resmetmektedir. Cumhuriyet Halk Fırkası 1927 Kongresi aslında Fırkanın birinci Kongresi olduğu halde kendisini CHF II. Kongresi ilân etmişti. CHF’sı, Sivas Kongresi’ni I. Kongre kabul etmekle, Millî Mücadeleyle fırkayı özdeşleştirip mücadelenin mirasına da el koymuştu. Bu tavır, tarih yazıcılığımızı derinden etkilemiştir; Nutuk, yazarının mümtaz kişiliği vesilesiyle Türk tarih yazıcılığının Millî Mücadele perspektifi, Sivas Kongresi hakkında yazılan eserlerin rengini tayin noktasında müessir olmuştur. Bundan dolayı bazı araştırmacılar, siyasî kültürümüzün resmî kaynakları değerlendirmesinde ilk önem sırasını Nutuk’a verir.
  • Dikkat spoiler içerir.
    Meşhur tarihçinin 1800'lü yıllardan itibaren ülkemizde demokrasi adına yapılanları, iç ve dış siyaseti, bilimi ve kültürü irdelediği oldukça güzel bir araştırma eseri. Öncelikle Tanzimat ve Islahat Fermanından itibaren Türkiye Cumhuriyeti de dahil olmak üzere Anayasa ile ilgili olarak yapılan çalışmalardan bahsediliyor. Sonrasında çok partili rejim ve seçim şekillerinden dolayı olan olaylar, darbeler, Hilafetin kaldırılması ve 6-7 Eylül olayları gibi ülke siyasi tarihinde yer eden önemli olaylar inceleniyor. Kitabın ikinci bölümünde dış ilişkilerimiz, hariciye personelimiz, tek tek Avrupalı ülkeler ile olan ilişkilerimiz anlatılıyor. Son 2 yüzyılda Batıya ayak uydurmaya çalışan Rusya, Osmanlı ve İran üçlüsünden bizim bu konuda neler yaptığımız anlatılıyor. Kitabın sonunda eğitim sistemimiz, ÖSYM kurulması, saraylarımızı ve arkeolojik değerlerimizi korumamamız, barajlar ve Marmaray yüzünden yitip gidecek tarihi eserler ve buna benzer konular anlatılıyor. Ülkemizin siyasi tarihini merak edenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.
  • Günlük hayatta orda burda duyduğumuz önemli olayların kısa tarihi. Benim çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Tavsiye ederim.
    Uzun bir açıklama yazmıştım. Silindi. Nasip.
    Kitap tanıtımından içeriğini yapıştırıyorum;
    1 Mayıs 1977, 5 Nisan Kararları, 6-7 Eylül Olayları, 6 Gün Savaşları, 11 Eylül, 12 Eylül Darbesi, 12 Mart Muhtırası, 24 Ocak Kararları, 28 Şubat, 150'liklerin Sürgünü, 1957 Suriye Krizi, 1958 Berlin Buhranı, Adnan Menderes'in Uçağı Düştü, Anadolu Parsı, Bab-ı Ali Baskını, Bağdat Paktı, Batı Trakya Türk Devleti, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in İdamı, Bozkurt-Lotus Davası, Cengiz Topel Olayı, D8 (Developed 8 Country), Dörtlerin Dönüşü, Dörtlü Takrir, Ecevit-İnönü Mücadelesi, Ekrem König Davası, Enver Paşa'nın Ölümü, EOKA Olayı, Gece Yarısı Ekspresi, Haşhaş Krizi, Hatay'ın Bağımsızlığı, Hicaz Demiryolu, Hocalı Katliamı, İndependenta Faciası, İran-Irak Savaşı, İran İslam Devrimi, İsrail Devleti'nin Kuruluşu, Kâbe Baskını, Kırım Türklerinin Sürgünü, Kitapçık Krizi, Kore Savaşı, Kosova'da Nato Harekâtı, Körfez Savaşı, Kuzey Yıldızı, Küba Krizi, Madımak Olayı, Marshall Yardımı, MC İktidarı Devrildi (Güneş Motel Olayı), Mısır'da İhvan Hareketi, Missouri Zırhlısının Türkiye Ziyareti, Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye Kaçışı, Nihat Erim Suikastı, Orly Katliamı, Özal Suikasti, Özgürlük Heykeli, Papa Suikasti, Refah Vapuru Faciası, Sadabad Paktı, Saddam'ın Devrilmesi ve Irak, Sovyetlerin Afganistan'ı İşgali, Srebrenica Katliamı, Struma Faciası, Sultan Galiyev, Suriye'de Hafız Esad Darbesi, Süveyş Krizi, Talat Paşa'nın Öldürülmesi, Türkçe Ezan, Türkiye Komünist Fırkası ve Mustafa Suphi, Türkiye'ye Silah Ambargosu, U-2 Olayı, Üsküdar Vapuru Faciası, Vecihi Hürkuş, Vietnam Savaşı…

    Tarihimizin dönüm noktalarının anlatıldığı bu kitapta merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını bulabileceksiniz.
  • Ahh Ahmet Ümit, insana insanlığı ögreten adam :))

    Ahmet Ümit'in bazı görüslerine katılmiyor olsamda, bana çok sey katıyor kitapları. İnsanlara insanlıği anlatıyor romanlarında. Bu da onlardan bi tanesi. Başkomiser Nevzat yine iş başında...

    Yılbaşi gecesi işlenen bir cinayet, Beyoğlu'nun hikayesi, Tarlabaşının haziin sonu, 6-7 Eylül olayları, Sürgün, sokak çocukları, mafya babaları, gezipark olayları... hepsi bu kitapta ustaca bir araya gelmiş durumda.

    Farklı görüşleri okumak insana farklı bir bakış açısı kazandirıyor. Herkesin kendine ders cıkartabileceği efsane kitap...

    Okumanızı Tavsiye Ederim.
  • Çok özlemişim seni Aziz' im.
    Tarih 6 - 7 Eylül 1955. Çoğumuzun belki hiç bilmediği, bilenlerin de kulaktan dolma veya yüzeysel bir şekilde araştırıp bildiğini sandığı o malum, iğrenç olaylar. Yazacak çok şey var inanın. Sizi @TUCO HERRERA' nın incelemesine davet ediyorum, daha ayrıntılı olacaktır eminim.
    İktidar partisi olan DP Kıbrıs olaylarında kullanmak üzere ülkemizden birisini (çok bariz bir şekilde istihbarat elemanını) kullanarak Atatürk' ün Selanik' te bulunan evinin bombalandığını tüm radyo ve basın araçları ile halka duyurmuştur. Bunun sonucunda gayet "sistemli, hazır ve düzenli!" bir şekilde özellikle büyük şehirlerde Rum asıllı ya da Rumlara yönelik; yağma, zarar ve yaralama/öldürme hareketi başlamıştır. Aziz babaya göre bu kadar büyümesini DP hükümeti de beklemiyordu. Bu ülkemiz adına büyük bir utanç kaynağı olmuş, ayrıca masum bir sürü insan bundan zarar görmüş, mal zayiatını geçtim hayatını kaybedenler olmuştur.
    Tabi ki o dönemde olan her "BOK" Amerika ve ülkemizdeki işbirlikçilerin yönlendirmesi ile "KOMİNİSTLERE" bağlanmıştır. Rezilliğin, kokuşmuşluğun dik alasıdır.
    Aziz baba ve arkadaşları da daha önce fişlenmeleri sebebiyle tüm hukuk kuralları çiğnenerek (şimdi de ona doğru gidiyoruz gibi) hiçbir sorgulama, suçlama olmadan askeri cezaevine atılmıştır. Aziz babanın kaleminden bu iğrenç olayları okumak isterseniz buyrun alın (NE OLUR, LÜTFEN). Kimseye eyvallahı olmayan adam gibi adam ışıklar içinde uyu.