657
Bir zamanlar sigaradan nefret eden kız, şuan sigara dumanına sığınıyor.
657
Fazla gurur, Göte vurur.
Reklam
Bekleye bekleye ağaç oldum canım 657
Zulmedenlere asla müsamaha gösterilmemeli ve yanlışlarını örtmek için hiçbir bahane kabul edilmemelidir. Bir yöneticinin bir anlık adaleti, bin yıl ibadet edip Allah'ın emirlerini koruyan kimseden daha üstündür. Tuhfetü'l-İhvan, s. 657
Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons arabası çağırıp bağırmak. Haydin yazarınız geldi ha! Düşünceler bilenir! İç sıkıntıları tamir edilir! Yalnızlıklar dikilir! Okur lazım, okur! Ulan ben bu şiiri dinlediğimde başka bir ruh halindeydim, demek duygu değişince şiir de değişiyor. Aynı şiir başka yerden vuruyor. Yaz bunu bir kenara Alper, bir yerde işlersin, okursan beğenirsin. Dur ya bu bilinç nasıl bir şey? O Zindankale'de geçiyordu, böyle değildi ki. "Ay şimdi camı çerçeveyi indirip avazım çıktığı kadar baaracam!" Şimdi ne alaka, bu nasıl şiirle kafamda birleşti? Yanlış şekilde. O şiir nasıldı yaa... Haydin yazarınız geldi ha… Güzelmiş aslında. O güzel adam eşeklerin sırtında kitap taşıyormuş, adam dağa taşa çıkmış, köye girince bağırıyormuş. Şimdi olsa öyle olmazdı. Kaçıran üzülür! İlk yüz okuyucuya imzalı! Bir alan ikinci yalnızlığını bedava götürüyor! Yav adam eşeğin üstünde kitap taşımış. Ben birkaç öteye kitap yollarken kargo hesaplıyorum. Kargo da ayrı mesele. Sen Sevil'in oğlusun demi? Evet. Bunlar ne? Kitap yazdım, arkadaşlarıma yollayacağım. Hıı güzel. Güzel dedi geçti. Benden sana abla tavsiyesi, böyle yoğun günlerde gelme. Aramızda müthiş bir senkronizasyon var. O öyle bir vurguluyor ki ben hemen anlıyorum, diğer bilgiyi tamamlayıp bekliyorum, diğer detay, ve diğer... İnsanın hayalindeki uyumlu harika çift olduk. Kargo üç yüz elli lira. Üç yüz elli lira iki kişi güzel köfte ekmek yer, biliyorum, dede mesleği. Üç yüz elli lira bir buçuk kitap. Üç yüz elli lira dört paket sigara değil, daha az oldu galiba, dur. Yaa her şeyi kitaba çevirmeye başladım ben. Dolar kaç olmuş, 43,85. Altın kaç, dur hesaplayayım,
Devlet akılsız bir patron. Hemen her alanda istihdam ettiği personelin ne kadar iş ürettiğine ne kadar verimli olduğuna; hele gerekli olup olmadığına hiç bakmaz. Tüm kamu hizmetlerinde, gereğinden çok fazla personel istihdamı ve büyük bir verimsizlik hakim. Üniversitelerimiz ve akademik hizmet alanı da böyle… Profesör olunduktan sonra zaten yükselinecek başka bir kademe de yok. Bu sebeple öğretim üyesinin kendini geliştirme zorunluluğu da kalmıyor. 37 yaşında profesör olan bir kişi, 67 yaşına kadar 30 yıl boyunca; herhangi bir araştırma yapmadan veya makale yazmadan, sadece jüri üyelikleri, tez danışmanlığı yaparak ve haftalık 8-10 saat zorunlu derslerini vererek, üniversitede varlığını sürdürebilir. Bu, büyük ölçüde 657 sayılı kanunun sağladığı, zorunlu emeklilik yaşına kadar devlet memurluğu statüsünden kaynaklanıyor. Oysa, çalışma şevki ve heyecanı kaybolan, akademik performansı düşen öğretim üyesinin erken emekli edilebilmesi lazım. Şimdi 67 olan emeklilik yaşının 72’ye çıkarılması planlanıyor. 72 değil, zorunlu emeklilik yaşını 88’e de çıkarsanız; kimse son güne kadar görevinden ayrılmaz. Neden ayrılsın? Çünkü sizi daha çok üretmeniz için zorlayan yok. Emeklilik yaşı, uzatılmak yerine aksine kısaltılmalı; öğretim üyelikleri, çalışma azmi olan yeni akademik personel ile gençleştirilmeli…
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam