"Ben, insandan insana, insandan bitkilere ve objelere geçen elektromanyetik bir akışımın varlığına inananlardanım. Okşanan bitkiler neden daha çabuk gelişiyor?"
"Olay on beş yıl önce geçti. Ama hâlâ kafamı kurcalar durur. Hayatta mantıkla, sağduyu ile, bilimsel tahlille çözülemeyen şeyler olduğunu duyardım ama bunlar hep başkalarının başına gelir sanırdım. Benim başıma gelince şaşırakaldım. İnsanın günü gününe uymaz. Bazen bir matematikçi kesinliği ile uyanırsınız yatağınızda. Düş gibi, hayal gibi, fantezi gibi, yargı gücünüzü saptıran tüm asalak öğeleri elemişsinizdir kafanızdan. Bazen de tam tersi, bir medyum gibi, uykuda gezer gibi kalkarsınız yatağınızdan. Hayallerin, sezilerin, kökü belirsiz bilinçaltı itilerinin akışına bırakırsınız kendinizi. Dümeni bozuk bir gemi gibi çalkalanır durursunuz onların dalgasında. Hiçbir şeyi mantığa vurmadan, sebep sonuç zincirini takmadan.
Bu olaya her iki gözlükle de baktım, yahut baktığımı sandım. Çünkü akılcı yaklaşıma duygular, sezgiler, duygusal yaklaşıma da akılcı bir izah tarzı ister istemez yine de bir yerinden sızıyor her zaman.
Tüm seçenekleri gözden geçirdim. Kendimce bir ipucu yakalayamadım diyemem. Yakalar gibi oldum. Yazsam mı, yazmasam mı diye hâlâ kararsızım. Yazsam aklımdan şüphe eden çıkabilir, yazmasam yazarlık vicdanıma yediremiyorum. Korkunun kalemine yapışması ölüm demektir yazar takımına. Yazar dediğin yazacak. Açıksözlü ve yürekli olacak. Yazar olmak inandırıcı olmak mıdır, yoksa samimi olmak mı diye sorsalar; samimi olmayı seçerdim ben. Hatta gülünç olma pahasına."
"Düşün tarihinden soylu tanıklar getirerek şunu ispat etmek istiyorum ki, bilmediklerimizin, mantığımızla açıklayamadıklarımızın yanında bildiklerimiz, daha doğrusu bildiğimizi sandıklarının oldukça zavallı kalıyor."
"... İçini bir mutluluk kapladı. Sebepsiz mutluluktur, asıl mutluluklar.
Hiç gerekçe aramayacaksın. İçinden gelecek o. Sıcak bir güç olarak. Denizin deniz, fesleğenin fesleğen, sardunyaların sardunya kokması, enginde bir vapur düdüğü, dalgacıkların sahili okşaması, uzakta havlayan kalın sesli bir köpek, hatta sıtma mücadelecilerinin asitfiniği ile karışık hela kokusu, E-5'te motorunu gazlayan bir sürat delisi.
Hayatın nabzı bunlarda.
Bunu duymak, doğa ile ortak olmak. Öyle ariz amik bilincine vararak değil ha... Farkına bile varmadan.
Günü yaşamak, küçük harfli mutlulukların bir tespihi gibi. Fazlasını aramadan. Günü, düzayak hayatı, küçük harflerle yazılmış küçük küçücük mutlulukları."
"Amaranta Ursula, çocukluğunda yaptığı gibi saflıkla onun işaret parmağını yakaladı ve Aureliano sorularına yanıt verdiği sürece parmağını bırakmadı. Birbirlerine hiçbir şey aktarmayan buz gibi işaret parmakları dolanmış olarak uzun süre oturdular."