Bazen bir yolculuğa çıkmak zorunda kalırsın ve hayatın değişir.
Bir kitap alırken kapak tasarımından ziyade arka kapak yazısı dikkatimi çeker. Gerçi ikisi de esaslı unsurlar ama konuya dair izlenim edinmeyi daima önde tutarım. Bu kitabı sadece kapağına bakacak olsaydım muhtemelen almazdım, çünkü fazlasıyla sıradan gelmişti bana. Gerçi okuduktan sonra kurguyla uyumlu olduğunu da gördüm ama daha farklı bir tasarımla kitap çok daha ilgi çekici bir hale gelebilirdi.
Gelelim konusuna; Maddie, Hank ve Ellie ile başlayan hikaye oldukça eğlenceli bir izlenim uyandırıyor başta. Karakterler cıvıl cıvıl ve asla ciddi değiller. Hayatı bir oyun alanı gibi görüyorlar. Parasal sıkıntı çekmedikleri için de tüm zevklerin tadına bakıyorlar. Bireysel keyfin arka planında ise 2. Dünya Savaşı'nın derin izleri var. Savaş, yıkım ve keskin acılar...
Maddie o dönemin oturaklı kadınlarının tam tersi bir karakter. Muzip tavrıyla dikkat çekiyor. Eşi Ellie renk körü ve en yakın arkadaşları Hank ise düztaban. Bu yüzden savaşın dışında kalmışlar. Hal böyleyken her şeyi boş veriyorlar. Ellie'nin babası ise bu durumdan utanç duyuyor ve gençlerin son parti rezaletinden sonra ise tüm maddi desteğini onlardan çekiyor.
Utanç içindeki peş parasız kalan Ellie'nin ise artık tek bir amacı var: Babasının yıllar önce hüsranla sonuçlanan canavar arayışını nihayete erdirip babasının yüzüne başarısını vurmak ve tekrar o şaşaalı günlerine dönmek. Bu ise hiç de sandığı kadar kolay olmuyor.
Kırsal, savaşın göbeği, parasızlık ve düşman bakışları altında geçen günler sonunda ise Maddie; Ellie ve Hank'ten git gide uzaklaşıyor ve hayatın her bir noktasını sorguluyor. Bu sorgu ona yeni başlangıçlar ve taze bir aşk sunuyor.
Maddie'yi çok sevdim. Tabuları yıkan, eğlenceli ama oldukça özverili ve güçlü bir kadın