Allah kelâmındaki hikmetlerin en büyüklerinden biri “Her şey Allah’ın vechinde, yüzünde, helâkte” âyeti… Fakat bunu sözler ve cümlelerle, sözün ve cümlenin dış yüzünden anlamak ne mümkün!… Bu yakıcı idrak sade Allah’ın nadir kullarına nasip… Yalnız bu âyet, Kur’ân’ın Allah kelâmı ve Resûlünün hak olduğunu isbata yeter.
Yeniden İnanmak: İmanın Estetiği ve Amelin Çilesi
Günümüz Müslümanına inancını ve amellerini en çıplak haliyle sorgulatan, bizi konfor alanımızdan çekip çıkaran bir eser bu. Okurken bir yerden sonra alıntı yapmayı bıraktım; çünkü kitabın tüm cümleleri birbirine öyle bir hikmetle bağlanmış ki, birini kopardığımda diğerinin boynu bükük kalıyordu. Kelimelerin her biri, bütünün o muazzam mimarisinde birer kilit taşı gibiydi. Bu yüzden kitabı bir "yekün" olarak, bir bütünün sesi olarak değerlendirmek en doğrusu.
Rasim Özdenören bu eserde aslında bize bir ayna tutuyor. Kitabın sayfaları arasında gezinirken, zihnime o sarsıcı ayetler düştü: “Ey iman edenler, iman edin!” ve “İnsanlar, 'iman ettik' demekle, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar?”
Gelenek ile Modernite Arasında Sıkışan Ruh
Pek çoğumuz Müslüman bir ülkede, Müslüman bir ailede gözlerimizi açtık. Peki, gerçekten "Müslümanca" yaşıyor muyuz? Yoksa içinde ruhun barınmadığı, imansız amellerle mi dolduruyoruz defterimizi? Ya da tam tersi; kalbimizin derinliklerine hapsettiğimiz, hayata ve sokağa sirayet etmeyen ölü bir imanımız mı var?
Özdenören, bizi şu çetin sorularla baş başa bırakıyor:
Yaşadığımız İslam, Allah'ın muradı mı, yoksa modern toplumun bizi ehlileştirmek için sunduğu "steril" bir din mi?
Geleneklerin konforuna sığınıp, alışkanlık haline getirdiğimiz ritüelleri İslam’ın özü mü sanıyoruz?
Bir Kalp İnkılabı Olarak "Yeniden İnanmak"
Dile kolay ama insanın kendi savunma mekanizmalarını yıkıp bu sorulara dürüstçe cevap vermesi, bir "kalp inkılabı" gerektirir. Bildiklerini sıfırlayıp, o ilk günkü heyecanla "yeniden inanmaya" niyetlenmek büyük bir cesaret işidir. Çünkü bu yol; tembelliği, hazıra konmayı ve taklidi bir kenara bırakıp azimle hakikati aramayı, bulduktan sonra da onu bir "amel-i
Bir Müdafaa ve Zarafet Beyanı: Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı
Kadir Mısıroğlu’nu sadece sert polemikleri veya tarihi tezleriyle tanıyanlar için bu kitap, adeta fırtınalı bir denizden çıkıp sığınılan sakin bir liman gibidir. Ben bu eseri okurken, karşımda bir "müverrih"ten ziyade, bir "İstanbul beyefendisi" ve bir "gönül adamı" buldum.
Eseri benim gözümde kıymetli kılan temel noktalar şunlardır:
1. Eşyaya ve Zamana Bakış
Üstad bu kitabında, hayatı sadece nefes alıp vermekten ibaret görmüyor. Onun için yaşamak; bir üslup, bir estetik ve bir şuur meselesidir. Kitapta geçen şu anlayış çok mühim: Eşya insanın emrindedir, ancak insan eşyanın esiri olmamalıdır. Geleneksel sanatlarımızdan ev dekorasyonuna, giyim kuşamdan dostluk hukukuna kadar her detayda "İslami bir zarafet" arayışı hakim.
2. "Şahsiyet" İnşası
Kitabın merkezinde "nasıl bir insan olmalıyız?" sorusu yatıyor. Üstadın cevabı net: Dik duran, değerlerine bağlı, geçmişiyle barışık ama geleceğe dair bir ufku olan şahsiyetler. Yaşamak sanatını, "insan-ı kâmil" olma yolunda atılan adımların toplamı olarak tarif ediyor. Bu yönüyle kitap, genç dimağlar için bir nevi "karakter rehberi" niteliği taşıyor.
3. Mücadele ve Sabır Dengesi
Kendi hayatındaki iniş çıkışları, sürgünleri ve mücadeleleri bu felsefenin süzgecinden geçirerek anlatıyor. Hayat felsefesini; her şartta Hakk’ın rızasını gözetmek ve kaderin rüzgarına karşı değil, o rüzgarı yelkenine dolduracak bir dirayetle durmak üzerine kuruyor.
"Hayat, bir sanatkarın elinde şekillenen bir mermer gibidir. Onu ya bir şahesere dönüştürürsünüz ya da bir moloz yığını olarak bırakırsınız."
— Bu kitaptan süzülen temel mana tam olarak budur.
Şahsi Kanaatim
Bu kitap benim için sadece bir "öğütler manzumesi" değil, aynı zamanda kaybolan bir medeniyetin nezaketine