A.Hüsrev

A.Hüsrev
@AHusrev
İstanbul
Aydın, 1 Ocak
87 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
📌Charles Bukowski (1920 – 1994) ___________📚 ➡️ Değerin Yanlış Ellerde Çürümesi “Hak etmeyen birine değerli bir şey verirsen, onu mutlaka kaybeder.” Bu cümle, bir öğüt olmaktan çok bir tecrübe kırıntısıdır. Bukowski burada ahlâk dersi vermez; aksine, insan ilişkilerinin acımasız gerçeğini, süslemeden ve yumuşatmadan masaya bırakır. Değer, herkese emanet edilmez. Çünkü her insan, kendisine sunulan kıymetin farkında olacak bir derinliğe sahip değildir. Kıymet; verildiği anda değil, anlaşıldığı yerde var olur. Anlaşılmayan her değer, sessizce yok olmaya mahkûmdur. Hak etmeyen biri için verilen değer, bir armağan değil; sessiz bir israftır. Ve her israf, eninde sonunda kayıpla sonuçlanır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
➡️ Geliştik mi, Yoksa Tükendik mi? Ruhunu Kaybeden Bir Dünyanın Günlüğü… 📚 Kitap: İnsan Denen Meçhul ✍️ Yazar: Alexis Carrel “Sonuçları hesaplanmadan, insanın gerçek tabiatı bilinmeden, insanın yüksek menfaatleri gözetilmeden kurulan modern medeniyet, maddî ve zihnî dünyamızı tahrip ederek değiştirmiştir. Kendimizi bilemediğimiz için, fizik ve kimya gibi maddî ilimlere hayatımızı değiştirecek gücü verdik. Canlı varlıklar yerine, cansız madde bilimin ilerlemiş olması, insanlık tarihinin en feci gelişmelerinden biridir. Ahlâken ve zihnen yozlaştığımız bir çevrede, perişan bir hâldeyiz…” ────────────────── ✒️ Editörün Kaleminden... Okuma süresi: 1 dakika ────────────────── Alexis Carrel’in İnsan Denen Meçhul adlı eserinde geçen bu sözler, modern çağın insana dair en çarpıcı muhasebelerinden biridir. Carrel, bilimsel ilerlemenin büyüsüne kapılan insanlığın, kendi hakikatini ihmal edişini derin bir sorgulamayla ortaya koyar.
➡️ Fâtih’in Entelektüel ve Kültürel Derinliği İlim, fikir ve medeniyet perspektifinden bir okuma 📚 Kitap: Fâtih ✍️ Yazar: Sâmiha Ayverdi “Fâtih Sultan Mehmed, zihniyeti ve tabiatı îtibâriyle ileri hamleden hoşlanan, terakkî ve medeniyetten zevk alan bir hükümdardı. Fikir ve sanat hareketlerini yakından tanıyor ve tâkip ediyor; din, fikir ve vicdan hürriyetine saygıda son derece geniş ve müsâmahalı hareket ediyordu. Onun hakîkî ilim adamlarına verdiği kıymet, târihin kaydettiği müstesnâ vak'alardandır. Bilhassa sarayında kurulan ilim ve sanat havası o derece kuvvetlidir ki, bu çapta bir fikir ve sanat akademisini kurmak, yeryüzünün hiçbir hükümdarına nasip olmamıştır.” ✒️ editörün kaleminden Bu kitap, Sâmiha Ayverdi’nin tarih, medeniyet ve insan anlayışını en berrak biçimde yansıtan metinlerinden hareketle, Fâtih Sultan Mehmed’i yalnızca bir cihangir olarak değil; fikir, sanat ve ilimle yoğrulmuş bir medeniyet mimarı olarak ele alıyor. Ayverdi’nin derinlikli üslubu, Fâtih’in zihniyetini, ilerlemeye duyduğu iştiyakı ve medeniyetten aldığı zevki okuyucuya bir tarih anlatısından çok, bir düşünce ufku olarak sunuyor. Sâmiha Ayverdi’nin satırlarında Fâtih, çağının fikir ve sanat hareketlerini yakından takip eden, din, fikir ve vicdan hürriyetine geniş bir müsamaha ile yaklaşan bir hükümdar olarak belirir. Bu yaklaşım, Osmanlı’nın yalnızca askerî gücünü değil, kültürel ve entelektüel derinliğini de anlamanın anahtarını verir. Ayverdi, medeniyetin ancak özgür düşünce, estetik ve ilimle yükselebileceğini hatırlatırken, Fâtih’i bu idealin somut timsali olarak gösterir. Kitapta özellikle vurgulanan bir başka husus ise Fâtih’in hakiki ilim adamlarına verdiği değerdir. Sâmiha Ayverdi, sarayda teşekkül eden ilim ve sanat atmosferini tarihte benzeri az
➡️ İnsanı Hesaplamak Mümkün mü? 📚 Kitap: Dişi Kurdun Rüyaları ✍️ Yazar: Cengiz Aytmatov “Varlığımızın tanımını yapmak zordur. Sayısız ilişkiler arasında, yine sayısız kombinasyonlar kurulur. İnsanların karakterleri o kadar karmaşıktır ki; en gelişmiş, en hassas bir bilgisayar, en normal insanlar arasında bile ortak bir davranış eğrisi çizemez.” ✒️ editörün kaleminden Bu cümle, insanı tek bir tanıma, kalıba ya da ölçüye indirgeme çabasının neden başarısız olmaya mahkûm olduğunu anlatır. Cengiz Aytmatov burada birkaç katmanlı bir düşünce kurar: 1. “Varlığımızın tanımını yapmak zordur.” İnsan, yalnızca görünen davranışlardan ibaret değildir. Düşünceler, sezgiler, çelişkiler, korkular, vicdan ve geçmiş deneyimler bir aradadır. Bu yüzden insanın “net” bir tanımı yapılamaz; her tanım eksik kalır. 2. “Sayısız ilişkiler arasında yine sayısız kombinasyonlar kurulur.” İnsan, tek başına değil; ailesiyle, toplumla, doğayla, tarih ve kültürle sürekli etkileşim içindedir. Her ilişki yeni bir etki, her etki yeni bir yön doğurur. Aynı şartlarda bile insanlar farklı tepkiler verir; çünkü kombinasyonlar asla birebir aynı olmaz. 3. “En gelişmiş bilgisayar bile ortak bir davranış eğrisi çizemez.” Burada Aytmatov, insanı makine mantığına indirgeme fikrini eleştirir. En kusursuz algoritmalar bile insanın iç dünyasını, ani vicdan kırılmalarını, merhametini ya da yıkıcılığını öngöremez. İnsan, istatistiğe dirençlidir. Bir başka deyişle, insan karakteri sabit değildir. Yaşadıklarıyla değişir, kırılır, yeniden kurulur. Dün doğru görünen bugün anlamsızlaşabilir; sakin bir insan bir anda öfkelenebilir, güçlü görünen biri beklenmedik bir anda dağılabilir. Bu değişkenlik, bir kusur değil, insan olmanın ta kendisidir. Cengiz Aytmatov’un
📚 Kitap: Deccal ✍️ Yazar: Friedrich Nietzsche “İspanya’daki o harikulâde İslâm kültürü ve İslâm kültürünün eşsiz birikimi ayaklar altına alınarak çiğnenmiş ve yok edilmişti. Haçlılar, aslında önünde diz çökmeleri gereken asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardı. Haçlılar, ganimet peşinde koşuşturuyorlardı, hiç şüphesiz ki. Çünkü Doğu, İslâm dünyası, zengindi.” 🖋️ Editörün Kaleminden Bu satırlar, tarihin galipler tarafından yazılan masallarını paramparça ediyor. Nietzsche, Haçlı Seferleri’ni kutsal söylemlerden arındırarak, geriye kalan çıplak gerçeği gösteriyor: ganimet tutkusu, kıskançlık ve medeniyet düşmanlığı. İspanya’da yükselen İslâm kültürünün eşsiz birikimi karşısında diz çökmek yerine onu yok etmeyi seçen bir zihniyet… Yüksek olana tahammül edemeyen, zenginliği talanla karıştıran bir Batı eleştirisi… Nietzsche'nin, “Önünde diz çökülmesi gereken bir kültüre karşı savaş” ifadesi, Batı’nın kendinden üstün olana tahammülsüzlüğünü ve bu tahammülsüzlüğün yıkıcı sonuçlarını açıkça ortaya koyar. Bu pasajda Nietzsche, tarihsel bir olay üzerinden medeniyet, ikiyüzlülük ve güç ilişkileri üzerine sert bir eleştiri getirir. İspanya’daki İslâm medeniyetini “harikulâde” ve “eşsiz birikime sahip” olarak nitelemesi, onun kültürel ve entelektüel üstünlüğünü vurgular. Metnin sonunda Doğu’nun ve İslâm dünyasının “zengin” olarak tanımlanması, sadece maddî bir zenginliğe değil; bilgi, estetik ve kültür zenginliğine de işaret eder. Böylece pasaj, bir fetih anlatısından çok, yok edilen bir medeniyetin ağıtı hâline gelir. Deccal, yalnızca bir felsefe kitabı değil; tarihe, ahlâka ve medeniyet iddialarına yöneltilmiş sarsıcı bir sorgulamadır. Bu metin, okuru şu soruyla baş başa bırakır: Gerçek barbarlık kimin elindedir?…