Geçtiğimiz yüzyıl, insanlığın doğaya karşı işlediği en büyük suçlardan birine sahne oldu. Sanayi tipi balina avcılığı adı altında, okyanusların kadim devleri birer birer yok edildi. Yaklaşık 3 milyon balina, kâr hırsının, teknolojinin ve devlet destekli politikaların kurbanı oldu.
Bu, sıradan bir avlanma faaliyeti değildi. Haritalara çizilmiş rotalar, fabrikaya dönüştürülmüş gemiler ve resmî raporlarla meşrulaştırılan bir imha düzeniydi. Balinalar yalnızca avlanmadı; sistematik biçimde silindi. Okyanusların dengesi bozuldu, sessizlik derinleşti.
Devletlerin bilgisi ve onayıyla yürütülen bu süreç, doğanın çığlığına kulak tıkayan modern dünyanın karanlık yüzünü gözler önüne serdi. Kan, dalgalar arasında kayboldu; fakat geride, hâlâ kapanmamış bir vicdan yarası kaldı.
Bu sessiz katliam, tarihin dip notlarında değil; insanlığın ortak hafızasında, utançla anılması gereken bir doğa yıkımı olarak duruyor.
Zihnim, kendi sınırlarını aşmak için sessizce dua ediyor. Her düşünce, bir tefekkür, her his, bir ibadet. İnsan aklı, insan ruhunu anlamak için bir kapı; iman ise o kapının anahtarı.