Bizim hangi yolu seçeceğimizi ve başımıza gelenleri kaderde yazdığı için yaşamıyoruz; Allah bizim nasıl yaşayacağımızı ezelde bildiği için kaderimizi öyle yazdı. Yani kader, kulun iradesini iptal eden bir hüküm değil; kulun neyi seçeceğini ezelden bilen Allah’ın ilmidir… Ve işte bu yüzden kader, zorunluluk değil; ilahî bilginin, kulun seçimine eşlik eden hikmetli bir kaydıdır.
Günümüz medya düzeninde manipülasyon, artık yalan üretmekle değil; gerçeği seçip, süzüp, paketleyerek kitlelere sunmakla yapılır. Haber tam olarak saklanmaz; sadece hangi kısmının büyütüleceğine, hangisinin gölgede bırakılacağına karar verilir. İzleyici, ekranda ‘hakikati’ gördüğünü sanır, fakat aslında çoktan belirlenmiş bir çerçevenin içinde düşünmeye yönlendirilmiştir. Modern medya gücü, bilgiyi saklamanın değil; bilgiyi stratejik biçimde şekillendirip zihinlere kendi istediği rotayı çizdirmenin ustalığıdır.
Alışkanlıklar, önce sessiz bir gölge gibi yanına sokulur; sonra fark etmediğin her boşluğu doldurup kırılmaz bir zincire dönüşür… ve nihayet insanın kendi gücünü bile esir alacak kadar sağlamlaşır.
Herkes “ağlama, güçlü ol” der ama kimse söylemez ki ağlamak aslında vücudun gizli bakım servisi gibidir. Gözyaşları stres hormonlarını düşürür, kalbi ve beyni sakinleştirir, gözleri temizler ve sonunda mutluluk hormonlarını devreye sokar. Kısacası hepimizin ara sıra ihtiyaç duyduğu duygusal detokstur: İçini döktükçe hafiflersin, hafifledikçe iyileşirsin.😢😅