Yalancının her söylediğini, aldatılmış, beyni yıkanmış bireyler sürekli alkışlar. Söylediği her geri dönüş, her yalan "doğru" olarak kabul edilir. İşte bu gerçek "deizm"dir, politik deizmdir, işte bu örgütlü cehalettir.
Evet, "inanç geni" tıpkı "hırsızlık geni" gibi bireyin soy kütüğü olan genetik dosyasında vardır. Bu geni taşıyanların bir kısmı "inanıyor" diğerleri "inanmıyor" ya da "hırsızlık yapıyor" diğerleri " hırsızlık yapmıyor" şeklinde ayırımın anlamsızlığı, aynı anadan ve babadan olma kardeşlerin biri "inançlı" diğerinin "inançsız" olması ya da birinin "hırsız" diğerinin "olmayışı" varsayımından hareketle bu genin sisteminin "yok" olduğunu savunmak, akıl dışı bir savunma yöntemine prim vermektir. Bu hallerde de var olan "inanç" ve "hırsızlık" genlerinin aynı anne babadan olma kardeşlerden birinde ortaya çıkıp diğerinde çıkmaması, o genin "yok" olduğunu göstermez.
İnsanoğlu yaradılışından beri hep bir şeye / bir şeylere inanma, güvenme ve sığınma ihtiyacı duymuştur. Ay'a, sabah olup ay kaybolunca güneşe, akşam olup güneş batınca onun da çok güçlü olmadığını düşünüp dağa, taşa, ineğe, öküze, kendi yaptığı puta vs. vs. vs...
Kibirlenmek, üstünlük taslamak onun temel özelliği olur. Çirkin politikacı tipinde görülen bu hal, aslında katıksız bir hastalıktır. Bilim dilinde bu hastalığa “Tanrısal Ego” denilir...
Bazı insanlar bulundukları konumun sarhoşluğunu yaşar; kendinden geçer, haddini aşar, ne oldum delisi olurlar...
Bu hal ve hareketler, genel hatlarıyla en çok cahil, görgüsüz diplomalı politikacılarda görülür.