__Nevruz; bir çiçek açma günü değil, bir milletin zincir kırdığı gündür. Bu topraklarda Nevruz’u hafife alan, onu sıradan bir bahar şenliğine indirgeyen ya tarih bilmez ya da bilmek istemez. Çünkü Nevruz, Türk’ün diz çökmediğinin, çökmeyeceğinin ilanıdır.
Bu bayramın kökünde masal değil, irade vardır. Ergenekon Destanı bir efsane diye geçiştirilemez; o, esaret altındaki bir milletin “yeter” deyip dağı, taşı, demiri bile iradesine boyun eğdirdiğinin sembolüdür. Türk, yol bulamazsa yol açar. Gerekirse demiri eritir, yine çıkar.
Nevruz’u sahiplenmek, sadece geçmişi anmak değildir; kim olduğunu hatırlamaktır. Göktürkler’den bugüne gelen bu ruh, süslenip yumuşatılacak bir hatıra değildir. Bu ruh serttir, diridir, gerektiğinde yakar, yıkar ama asla eğilmez.
Bugün Nevruz’u başkalaştırmaya çalışanlar var. Onu özünden koparıp kimliksizleştirmek isteyenler var. Ama gerçek değişmez: Nevruz Türk’ündür. Çünkü o gün, Türk’ün yeniden ayağa kalktığı gündür.
Bu yüzden Nevruz kutlamak, sadece ateş yakmak değildir. O ateş, geçmişin küllerinden doğan bir milletin ateşidir. Üzerinden atlayan, sadece alevi değil; korkuyu, esareti, boyun eğmeyi de geride bırakır.__