Bir zamanlar, kalbi yorgun, hayattan vazgeçmek üzere olan Nora Seed adında bir kadın vardı. Günlerden bir gün, içindeki ışık tamamen sönmek üzereyken, kendini ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgide, sonsuz raflarla dolu büyülü bir kütüphanede buldu.
Kütüphane’nin bekçisi, Nora’nın çocukken tanıdığı sevgi dolu kütüphaneci Mrs. Elm idi. Ona şöyle dedi:
“Burada gördüğün her kitap, senin başka bir hayatın. ‘Keşke’ dediğin her anın bir karşılığı
Nora, kitapları tek tek açmaya başladı:
Bir kitapta ünlü bir müzisyen oldu. Alkışlarla dolu sahneler vardı ama içinde yalnızlık büyüyordu.
Bir diğerinde kutup araştırmacısı oldu. Karlarla kaplı beyaz bir diyarda yürürken içi buz kesmişti.
Başka bir kitapta mutlu bir eş ve anneydi. Ama kalbinin derinlerinde hâlâ eksik kalan parçalar vardı.
Birinde felsefeci, birinde sporcu, birinde gezen bir maceracı…
Her ihtimal, dışarıdan parıltılı görünse de içinde başka boşluklar taşıyordu.
Nora ne kadar çok kitap denediyse, o kadar çok anladı:
Hiçbir hayat mükemmel değil.
Kaçtığı şeyler, başka şekillerde yine karşısına çıkıyor.
Mutluluk, dışarıdaki ihtimallerde değil, kendi yüreğinde filizleniyor.
Sonunda Nora, kütüphanedeki en ağır kitabı açtı: Pişmanlıklar Kitabı.
Sayfalar karanlıktı, gözyaşlarıyla ıslanmış gibiydi.
Ama onu okudukça, pişmanlıkların bir illüzyon olduğunu gördü. Çünkü hayatı, yanlışlarla ve doğrularla bir bütün olarak değerliydi.
Kütüphane yavaş yavaş çökmeye, raflar birer birer kaybolmaya başladı. Çünkü Nora artık seçimini yapmıştı: