Eskiden beynin yirmili yaşlarda son şeklini aldığı, yerleşik devrelerin sonradan değiştirilemediği düşünülüyordu. Son yıllardaki araştırmalar, beynimizin müthiş bir esneklik potansiyeline, yoğrulabilirliğe, yeniden şekillendirilebilirliğe sahip olduğunu gösterdi. Beyin bilimciler buna nöro- plastisite diyorlar.
Mesajları sinaptik alanda bir hücreden alıp diğerine taşıyan kimyasal maddelere, "taşıyıcı" anlamına gelen nörotransmitter denir. Dopamin, seratonin, asetilkolin gibi çeşitleri vardır.
Bazı insanların beyninde farklı duyuların verileri birbirine karışır. Buna sinestezya denir.
Sinestezya sorunu olanlar, 7 rakamına baktığında, onun çürümüş vişne gibi koktuğunu düşünebiliyor! Renklerin kokusunu hissedebiliyorlar. Tatların sesini duyabiliyorlar. Siyah yazıldığı halde 8 rakamını her defasında kırmızı renkte okuyabiliyorlar. Görsel bir imge, ilgisiz bir ses, tat ya da hisle zihinlerinde ilişkilenebiliyor.
Belirtmeliyim ki, sinestezya bir yetenek değil, nörolojik bir sorundur.
Nöronlar arasındaki büyük ve kalıcı karışıklıklar, akıl hastalıklarını ortaya çıkarır. Epilepsi, şizofreni gibi hastalıkların "nöral hatların karışmasından" kaynaklandığı sanıliyor. Aynı şekilde Parkinson hastalarındaki koordinasyon bozukluğuna moleküler habercilerin görevlerini şaşırmasının neden olduĝu düşünülüyor.