Her şeye rağmen Allah’a tevbe etmeliyim, beni bütün
bunlardan ancak O kurtaracaktır. Mâsiyetlerimin kirlerinden
temizlenip O’nun hizmetine salih kul olacağım!” diyecek, tevbe menzilinde aldığı ihtar onu kurtarmış olacak.
Kulun kalbine; her şeyden evvel bütün nîmetlerin bir
tek mün’imi vardır, diye bir fikir ve ihtar hâsıl oldu mu “Allah
benden şükür istiyor, hizmetinde devam ve ziyâde istiyor, şükür etmediğim takdirde nîmetini benden izâle edeceğini ve
azabının geleceğini hatırlatıyor! Bana bir peygamber gönder-
di, onu mûcizelerle teyit etti, benim her şeyi bilen ve her şeye kâdir olan bir Rabbimin olduğunu haber verdi, her taatın sevabını, her mâsiyetin ikâbını bildirdi, emretti, nehyetti”
diye düşünürse en azından böyle bir istidlal ile Allah’a dönmekten başka çare bulamayacak, kalbinde gitgide yakîn hâsıl
olacak, âhiret hazırlığına girişecek, şerîatin erkânını zahir ve
bâtınıyla öğrenmeye, ilmini ve mârifetini Allah’ın emirlerini
ve Rasûl’ünün sünnetlerini yaşayarak kemâle erdirmeye çalışacaktır.
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şeytanın vesvesesinden
suâl olundu. Cevâben:
“Hırsız içinde bir şey bulunmayan eve girmez, bu, imânın
apaçık delilidir.” buyurdular.