“Çocukları her on günün dokuzunda başımdan atıyorum; okulda oluyorlar. Ayda üç gün, eve geldiklerinde onlara katlanıyorum; hiç kötü değil. Onları ‘oturma odasına’ sokup televizyonu açacaksın. Giysi yıkamak gibi aynen; çamaşırları tıkıştırıp kapağı kapatacaksın.”
“Artık kimse dinlemiyor. Duvarlarla konuşamıyorum çünkü bana bağırıyorlar. Karımla konuşamıyorum; duvarları dinliyor. Söylemem gereken şeyleri birilerinin duymasını istiyorum sadece. Ve yeterince uzun konuşursam belki anlamlı gelirler. Ve bana okuduklarımı anlamayı öğretmeni istiyorum.”
“Tanrım, bugünlerde onu ‘oturma odalarımızda’ amma çok değiştirdiler. İsa ‘aileden’ biri artık. Onu öyle allayıp pulladık ki (yoksa sıradanlaştırdık mı?) Tanrı kendi oğlunu tanıyor mudur diye merak ediyorum sık sık. İsa artık her yerde bulunan bir naneli çubuk şeker; her ibadetçinin kesinlikle ihtiyacı olan birtakım ticari ürünlere gizli göndermeler yapmadığı zamanlarda baştan aşağı şeker kristali ve sakarinle kaplı.”