Uyku durumunda yaşamdan kopmaz tersine uykuda düşünür uykuda işitiriz. Uyurken yataktan düşmeyişimizde uyurken belli sınırları algıladığımızı kanıtlamaktadır.
Sultan II. Abdülhamid dönemi, Osmanlı'nın en çalkantılı dönemlerinden biridir; her anlamda yoğun sıkıntılar yaşanmaktadır. Buna rağmen mübarek beldeleri korumak ve hacıların güvenle gidip gelmelerini sağlamak amacıyla meşhur Hicaz Demiryolu'nu yaptırmıştır.
Padişah bu konuda o kadar hassastır ki; İstanbul'dan Medine'ye uzanan demiryolu Harem hudutlarına yaklaşınca, rayların döşemesinde sadece Müslüman işçilerin çalışmasını emretmiştir. 31 Ağustos 1908 tarihinde Medine'ye ulaşan hattın son 30 kilometrelik kısmına ise yine Padişah'ın emri ile keçe döşenmiştir. Amaç, Hz. Muhammed'i (S.A.V) rahatsız etmemekti.
İstanbul'da Topkapı dışında cami, imam meşrutası sebil ve sebil meşrutasından oluşan Yedi Sofralı Sakine Hatun Vakfı.. Bu vakfın en önemli özelliği caminin yanında bulunan sebil ile verilen su, mermerden yapılan sofra ve sabit bir tuzluğunun bulunmasıdır. Burada fakir fukaraya günde 7 defa sofra kurulur ve yemek verilirdi. Bu hizmet 400 yıl devam etmiştir. Bu yüzden Sakine Hatun tarafından yaptırılan vakfa "Yedi Sofralı Sakine Hatun" denilmiştir. Bu Hayrat 1965 yılında yıkılmış ve üzerinden yol geçmiştir.
1700'lü yılların sonuna kadar Londra ticaret odasında şöyle bir yazı asılıydı: "Türklerle alışveriş et." Aynı yıllarda Hollanda ticaret odasında yapılan herhangi bir oylama eşit çıkarsa, Osmanlılarla ticaret yapan tüccarın oyu 2 sayılır ve onun oy verdiği taraf kazanırdı. Yani bizimle salt ticari münasebeti bulunanların bile Avrupa'da böyle bir ağırlıkları olurdu.
Osmanlı atalarımız, tanısınlar tanımasınlar, "Gülümseyiniz, müminin mümine gülümsemesi sadakadır" hadisi ve "Selam yayınız" tavsiyesi çerçevesinde karşılaştıkları herkese gülümseyerek selam verirler tanıdıklarına ayrıca hal hatır sorarlar aile efradına selam yollarlardı.