"Çünkü insanlar kahraman değildir. Onlar, dünya denen kocaman gübre yığınının solucanlarıdır. Onlar, gözlerini rahatsız ettiği için ışıktan nefret eden köstebeklerdir. İnsanlar tatlı yalanı seviyorlar. Çarlar, bakanlar ve bütün idareciler yalanı seviyorlar, Kendileri gaddarlar, kabalar, vahşiler, tembeller, fakat onları akıllı, açık gönüllü, halkın babaları olarak kabul etmelerini istiyorlar ve bu onların hoşuna gidiyor."
"Sen bendesin, ben sendeyim, biz kâinattayız, kâinat ise bizdedir, hepimiz biriz. Eğer kâinata zarar veriyorsan, insanlara ya da hayvanlara kötülük yapıyorsan, aslında kendine zarar veriyorsun, kendini çirkinleştiriyorsun."
Dini, yüzlerce kuralı, paragrafı olan inanç grameri haline getirdiler. Peygamberler, "Tanrı'yı hatırla" diye öğretmiyorlardı. "Tanrı'nın yüzlerce tanımını, özelliklerini, emirlerini ezberle" demiyorlardı. Onlar sürekli şunu tekrarlıyorlardı: Sev, sev, sev! İnsanları sev! Her insanı sev! Her canlıyı sev! Bütün dünyayı sev: Ağacı da, taşı da, topraktaki her kum tanesini de, gökteki yıldızı da sev. Her şeyi sev!
Mahrum edilmekten, ağır çalışmaktan, kendilerine karşı duyulan nefretten dolayı bıkmışlar. Kalpleri nefretle dolmuş ve güçleri kime yeterse onlardan sinirlerini çıkarmak istiyorlar.