Bejan Takar

Bejan Takar
@Achileus
Beden Eğitimi Öğretmeni
Atatürk Üniversitesi
Van
Middle East
45 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Bir Defa Kalbinden Vuruldu Mu Başa Dönemiyor İnsan! her birimiz sevmenin kıyısından dönüyoruz sevgilim bir şeylerin diplerinde cesedimiz bulunmadı seni aldırmak istiyorum sinemin tesellisinden gerçekliğin soyunu kafanda kırarak allahların dünyasında bir yıldız tecellisinden ölemiyor olmanın imdadı var kursağımda sinemiz geç kalışın boşluğunu dövüyor öyle ki aramızda sessizlik bile bir halta yaramıyor bir yandan sevmek vazgeçilir şey değil noterler mürekkeple boğmuşlar kendilerini kalkmış bütün imzaların hükmü kağıt dağında şarabımız fesholacak anıların bağında sade çocukların anlaştığı dilde keder durmaz birileri sürekli yalan söylüyor mutluluk hakkında günleri unut zamana birtakım semavi sözcüklerle kurulmalıyım çabucak kaybolan bir anı eskiyen bir fotoğrafa dönüşsün diye gözlerimi ruhundan aşağılara sarkıtmalıyım güneş ra ile doğuran mısır ay nil’in sularına karışmış bir iç deniz bulutlar grek tanrıların ziyneti yıldızlar her bir yöne dağılmış hayatımız ama öyle tutuğum ki bilmem geceyi sana nasıl anlatmalıyım sürekli yetişen geceyi tutuşan bir ormandan ateş alıyorcasına deli sanki hiç durmadan kanayan bir ağzı
Reklam
Aç Karnına Sigara... sevgili ağzım, benimle konuşacakların olmalı. hep ben seninle konuşacak değilim ya… aç karnına sigara yakan bir adam güne derdiyle yüzleşerek giriyordur, ondan kaçarak değil! bu yüzden bu balkona el değmemiş bir duyguyu böyle karpuz tartar gibi murdar eden insanları bırakarak çıkıyorum. insan önce annesini sever. ve bir insan olarak yalnız annesine güvenirse, ilk celsede haklı çıkar. ve bir Allah olarak yalnız Allah'a güvenirse, her celsede haklı çıkar! aceleye getirilmiş bir cinayetim! *****liğiniz karşısında hüngür hüngür ağladığım çok belli! merhametimi bana karşı kullanıyorsunuz, hâlbuki ben onu kendiniz... için kullanın diye size göstermiştim. ağladığımı gizleyemiyorum… diye öldüresiye dövüyorum sizi. siz de tutup beni hemen öldürüyorsunuz -aşk olsun! - ben sanki öldürmeyi bilmiyor muyum sizi! ? siz konuşun ama galip gelmek için arada susun! siz mutlu mesut yaşayın, benim Allah belamı… benim Allah belamı yalnız benim için verecek, size ne yahu? susarak galip gelenlerin neyi sustuğunu biliyor musunuz? ! sahibinden kiralık bu dünya... baktım ki orada evi olan insanlar kendini kurtulmuş belliyorlar, yuh! çıktım dışarı... sokaklar sabahı koşturuyor... mezarlıklar yine dünyanın en güzel türküsünü tutturmuş… benim yeryüzünden silinecek sesleri daha duyar duymaz tokatlamışlığım vardır! her gün yeni bir yokuşu bazı şeyleri tokatlayan avuçlarla seviyorum; onlar tokatlanmaktan, tuhaftır, hoşlanıyorlar! gideceğimi sanıyorlar da ondan... çıktım, sabah kendine bir çirkinlik beğenmiş, bana tükür yüzüme diyor!
Güneş gözlerine bandı mı ışığı Vakit aydınlıktır renginle o sıra Ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki… Sen hafif ve yoksun esen yel Serinliği taşıdığın diyarlarda tek Yaprakların yegane dans ettireni Tozu dumana katmanın becerisinde Soruyorum şimdi sana: “Yine hangi rüzgarın emrine amadesin? ” Vakit serptiğin su damlalarıyla Islanmaktır ince ince o sıra Bozuk bir pergelle yol çizdiğim martılar Ağır aksak bir göçün yörüngesinde Ey yolunu kaybeden beyaz martılar Soruyorum şimdi size: “Yine hangi sıcağın çekimindesiniz? ” Şimdi bir ayçiçeği gibi döndüğünde güneşe Bir de güneş gözlerine bandı mı ışığı Vakit geçmiyordur durmuştur o sıra Ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki…
Olsun diyorum, yine de değiştirilebilir bütün kirlilikler geçmiş günlerin kıskacından çekilip alınabilir belki terlerin, kanların, hazzın kanırtan dişlilerinden kurtarılabilir belki bütün günahlar bir kapı durmaksızın açık pişmanlıklara her şeyi yeniden başlatmanın kapısı her şeyi, yeni hataların günahlara karıştığı vicdanla kargışlanmış tepelere yeniden çıkmanın pişmanlıkla kutlandığı kapısı ham uzuvlara bulaşan denenmemişler bir şeyin tadını ilk defa alırkenki o mayhoş karşılaşma ve tükürmek, yutmak ve öğürmenin kapısı eve geri dönmenin -huzurla! huzurla!- ne kadar üzgün olduğumu iyi biliyor Mustafa avuçlarım bir maktulün kana bulaşmış cezasını bekleyen, suça bulaşmış yani affa, güle, dikene bulaşmış dünyanın ağırlığı altında ezik bedenin sultasına boyun eğmiş avuçlar ne kadar üzgün olduğumu iyi biliyor Mustafa Gülten’in kapısında duralıyorum tedirgin, bir sigara yakıyorum istemsiz koca bir nefes boğazımdan ayak tırnaklanma varlığımın içtiması alınıyor: “buradayım!” bu kapının önüne koymuşum her şeyimi terli yürek, duçar beden, mahpus içerik tabibe teslim olduğum yatak bismillahirrahmanirrahim
Sesimin taklide meyyal aşırılığını alıp Gülten’e gidiyorum bugün buruşuk bu bana ait olmayan yüzü buruşuk bu sesi, buruşuk bu her şeyden yaptığım eskimi de alıp Gülten’e gidiyorum bugün sorarsanız, alenen, vazgeçişin biterek unutuşa bir yerinden başlamanın miladı,ya da peygamberin Cuma vaazının birinde:“Farisilere nasıl davranacağız? ” diye cevaba ilerleyen bir sualin suali aklım darmadağın, hislerim ve başımı alıp Gülten’e gidiyorum bugün ben Mustafa’yım, yeni ismim bu demeye gidiyorum Gülten’e bugün Gülten beni tanımaz, ben Gülten’i unutmam,şimdi Mustafa olsam dahi unutmam onun kırmızı boyalardan yapma değişmeyen tablosu; yaldızlı çerçe­veler içinde, buz mavisi saten duvarların üstünde, ve o duvarların çerçevelediği kapısız tecrit odalardan birinde, küçük penceresi, ruhumun dünyaya sarkan balkonlarına bakan, ölüm beni bulana değin ben de sancıyacak, izbe bir hücrede asılıdır, ne yapsam Gülten’i içimden çıkaramam! Gülten’e giderken yolda bir Amerikan işgaliyle karşılaşabilirim mesela bu, umurumda değil! üzerine anahtarlar dökülen yol şu an adımladığım Hızır’a öykünmenin bir yolunu bularak Musa’yı susturabilirim. çünkü vazgeçmeye gidiyorum Gülten’den bugün aldım o en sonuncu kararı da yanıma Gülten’den vazgeçmeye gidiyorum bugün
Reklam