"Ne duana icabet edilince sevilenlerdenim zannına kapılıp kibirlen ne de istediğin olmayınca sevilmediğine vehmedip kederlen. Bazı zaman sevmediğinin bed sesini duymamak için hemen verir de, sevdiğinin yakarışı hoşuna gittiği için vermeyiverirmiş o sultan. Koy melekler şaşırsın cilveye, sen hileye düşüp de şaşkınlardan olma. Sevmek senin muradının olması değil; senin muradın hilafına onun dilediği oldu diye sevinmektir, unutma. Hem ol deyince olduranın dilediğinden gayrı ne olur ki olmaz olası dünyada? Hiç olmazsa, Allah'la aranız nasıl denilince; 'Nasıl iyi olmasın, hep O'nun dediği oluyor' diyen dervişi hatırla."
Serdar Tuncer'den.
"Delilim Yok Kalbimden Başka."
Satır satır kalbe dokunan bir kitap.
Kitap da değil, sanki bir mektup. Sizin tanımadığınız ama sizi sizden iyi tanıyan birinden gelen bir mektup gibi. Katlayıp da zarfa geri koyamadığınız bir mektup gibi.
Ramazan'dan bu yana elimin altında. Ara ara işaretler koyduğum sayfalara, cümlelere bakıyorum. Rafa kaldırmaya kıyamadım. Bana en çok dokunan iki kelimeyi, bir cümleyi kendime saklayıp size parça daha bırakıyorum:
"Hatırlayınız, Ebû Cehil bir gün avcuna taş parçaları saklayıp sorar Efendimiz'e: 'Eğer gerçekten peygambersen avcumdakilerin ne olduğunu söyle.' Cevap, Allah'ın Resulü'nden bir soru ile gelir: 'Ben mi avcundakilerin ne olduğunu söyleyeyim, onlar mı benim kim olduğumu söylesinler?'
Taşlar vecde gelir daveti duyunca. Dem bu demdir. Nurdan bir halka kurulur nâra müstahak elin içinde. Taşların her biri bir kalp olur. Tutuşurlar el ele. Bir işarete bakacak bütün mesele. Dili dönmez demeyin, dile döner taşlar ve haykırırlar aşk ile: Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Resûlullah...
Cehaletin babasının avcu yangın yeri ama kalbi taş kesilmiş nasipsizin. Avcundaki taşları öfke ile yere çarpar, yine iman etmez.