~☆~
-"Kayı beği, Ertuğrul beğ gazi oğlu Osman beğ der ki; kalenin anahtarlarını verirsen, sen başta, kimsenin canına, malına dokunulmayacak, dirhem ziyan verilmeyecektir. Amma, iş savaşa kalırsa, Aydos iki tam gün yağmalanacak, silâhla karşı koyanlar, kılıçtan geçirilecektir, vesselâm."
Adam artık tirtir titriyordu; deli gibi bağırdı:
-"Atın bunu burçlardan."
Elçi, etrafı sarılıp kıskıvrak tutulurken, aynı serinkanlılıkla gülümsüyordu. Yumuşacık bir sesle;
"Arkamdan tez gelirsin" dedi.
~☆~
~☆~
Osman beğ, kürekle son toprağı da koyduktan sonra meydana bakıyor; nice badem ağacı görüyor.. nice müjdeci görüyor. Ölümlerinin kendilerine Cennet kapısını açacağına îman edenlerdir bunlar
~☆~
~☆~
Gazi Rahman onun baş ucundadır. Osman beğ çömeliyor. Savcı'nın başını kaldırıp dizlerinin üzerine koyuyor.
Artık görmeyen.. belki de sadece oğlu Bay Koca'yı gören gözlerini kapatıyor. Dudakları kıpır kıpırdır; dua etmektedir. Duası bitince kucaklayıp kaldırıyor ağabeyini.
Ve, kucağında ağabeyi, dimdik duruyor. Etrafa bakınıyor. Alanı kaplayan şehitleri, yaralıları ve onlarla ilgilenenleri, sonra at leşlerini ve Bizanslı ölülerini görmüyor gibidir.
~☆~
O tercih yağmacıya, çapulcuya, vurguncuya, saldırgana karşı, başta
yaşama hakkı, emek hakkı, ter hakkı olmak üzere, insanı ve insanları
tutuyordu.
Hem de, din, soy, sop ayrımı gözetmeden.. sâdece kurtarılması gerekeni
kurtarmak için.