Şöyle “oturayım elime aldığım kitap bir çırpıda bitsin” denildiğinde okunabilecek bir kitap gibi görünmesinin yanında çok derin anlamlara sürükleyen cümlelerle dolu. Gerçekçiliğin sadeliğiyle , imgelerin sarsıcılığının birleştiği bu uzun öykünün sonu pek umduğunuz gibi değil. Sonuçta Dostoyevski dedemiz boşuna dememiş; “Bil ki ‘mutlu son’ diye bir şey yoktur. Çünkü, bir şeyde ‘son’ varsa orada mutluluk yoktur!”.
Bu da gerçek hayatın acımasız yani.
"albaya mektup yok" marquez'in en çok bilinen uzun öykülerinden bir tanesi. Ayrıca yazarın nobel ödülü almasında büyük bir katkısı olduğu düşünülen trajikomik bir kitap. Kitapta latin amerika'da savaş sonunda yaşanan ağır şartlar eleştiriliyor. Emekli bir albay her cuma bıkmadan içerisinde emekli maaşının olduğu mektubu bekler. Yoksulluktan dolayı karınlarını zor doyurdukları halde vefat etmiş oğullarından kalan horozu doyurmak için yeri geldiğinde kendileri yemeyip onu beslerler. Horoz dövüşünde kazanırsa ya da o mektup bir gün gelirse ellerine para geçeceğine inanarak uzun süre umut beklerler. Ama kitabın isminden de anlayabileceğiniz gibi o mektup hiçbir zaman gelmez.. ne kadar yoksul olduklarını albayın karısının şu sözlerinden de anlayabiliriz; "Yoruldum artık," dedi kadın. "Erkekler evin sorunlarını bilmez. Kaç kez, bazen günlerce yemek pişirmediğimizi komşular anlamasın diye, tencereye taş koyup kaynatmak zorunda kaldım." Kitabın çok fazla akıcı olmadığını söyleyenler olsa da bence akıcıydı. Herkese tavsiye edebileceğim güzel ve anlamı büyük bir kitap.
—
"Bendeki bu şey bir hastalık değil, yavaş bir ölüm."
Kendine dışarıdan baktın mı hiç? Ne kadar göründüğünü bir düşün. Ne kadar yoksun ya da ne var sende olan aslında. Zahmet edip kendine kimim diye sordun mu acaba. Bir dikili taştan ibaret oluncaya dek vaktinin kalmayışını kafaya ne kadar takıyorsun? Gitmek seni korkutuyorsa eğer ki korkutuyor eminim; Ne kadar hak ediyorsun kendini? Hasta birine şunu sormaya cesaretin var mı sen sağlıklı olmayı ne kadar hak ettin, sağlıklıyken ne yapıyordun da bastalığı bu kadar azap olarak görüyorsun? Seni sen yapan neyin var ve kaçını alsak sensiz kalıyorsun. Bitmeyen bir kibirin ve ölümü unutmanın üstüne bir de yaşamayı unutan benliğin gece yastığa kafasını koyduğunda uyumana nasıl izin veriyor. Kızıyorum sana dostum. Vakit demekten öteye ben dediğin ve öylesine gelip gitmek için nefes aldığını sandığından ötürü, çok kızıyorum sana.