Albaya Mektup Yok

7,8/10  (210 Oy) · 
512 okunma  · 
149 beğeni  · 
2.841 gösterim
Bugün Latin Amerika'nın ve dünyanın en büyük yazarlarından biri sayılan "Gabriel Garcia Marquez"in 'büyülü gerçekçilik' diye nitelenen yapıtlarından bir örnek daha sunuyoruz: "Albaya Mektup Yazan Kimse Yok" adlı bu uzun öyküdeki emekli albay, bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekler. Bu öykünün de ana teması, her zaman olduğu gibi, yalnızlık'tır. "Yazmaya bir imgeyle başlarım her zaman," diyor "Garcia Marquez". "İmge, gerçeğe ulaşmanın aracıdır ve yaratmanın kaynağı, son çözümlemede, gerçekliktir her zaman." 'İmge' "Garcia Marquez"in nasıl hareket noktasıysa, 'yalnızlık' da yarattığı gerçekliktir her zaman. Daha önce başka kısa öyküleriyle birlikte sunduğumuz bu uzun öyküyü, bütün dünya dillerinde olduğu gibi bağımsız bir kitap olarak basmayı uygun gördük. 
(Arka Kapak)

IDéEFIXE'in Notu:
Gabriel Garcia Marquez, 1982 Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir.
 
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı:
    69
  • ISBN:
    9789755102375
  • Orijinal Adı:
    El Coronel No Tiene Quien Le Escriba
  • Çeviri:
    Handan Saraç
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
mehmet temiz 
17 Nis 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Gabriel Garcia Marquez'den kısacık,bir çırpıda okunacak harika bir öykü.kitap ta yıllardır gelmeyen ve bütün ümidini o habere bağlamış olan bir albay ve eşinin,çektikleri yoksulluk anlatılıyor.Albay'ın bu kadar yoksullukta bile onurunu korumak için verdiği mücadele ve bunun yanında, bir süre önce öldürülen oğlundan kendisine yadigar kalan bir horozu kaybetmemek için ve onu beslemek için verdiği uğraşından bir bölüm anlatılıyor.hikaye yazarın uslubuna alışık olmayanlar için biraz sıkıcı olabilir.ama yazarı okumaya alışık olanlar için ,beğenerek okuyacakları,güzel anlatılmış,harika bir kısa öykü özelliği taşımaktadır.

Aysel 
11 May 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 7/10 puan

Ne zamandır Marquez okumak için fırsat kolluyordum kısmet bugüneymiş diyelim.

Kitabın ön kısmında böyle bir yazı dikkati çekmekte "Benim en iyi yazdığım eser bu eser. Hatta Yüz Yılın Yalnızlığı 'nı bu eser okunsun diye yazdım"
İlgi çekici bir itiraf. Ne kadar gerçek henüz araştırmadım.

Gelelim yazarımızın "en güzel eserine" :
Emekli, gazi bir albay çok yaşlıdır. Kendi gibi yaşlı karısı ile sefalet içinde yaşarlar. Albayın iki umudu vardır karınlarını doğru dürüst doyurmaları için :
* Ordu için yaptığı bu kadar fedakarlıklara göre ona verilmesi gereken emekli maaşı
*Ölen oğlunun emanet olarak bıraktığı horozun dövüş sırasında kazanması. (o zaman da para gelecek)
Benim elimdeki kitabın kapağında horoz resmi var. Bence tam uymuş. Zira kitap tüm sayfalar boyunca horozun ne kadar yemek yemesi üzerinde tartışmalarla geçiyor. -_-

Yazar bu kitabı bir yaşlı insanın gemi yolu bekleyen intizarlı bakışlarını görerek, kendi Paris'deyken habire yola bakıp bakıp dalınca yazmış (vatanını özlüyormuş)

*Hikaye kısaydı. Güzeldi. Karamsardı. Yer yer duygusaldı. İsminden dolayı Spoiler içeriyordu.
*Sonu bir yere bağlanmamış havası kattığı için tüm emekler boşa gitmiş hissini veriyor.

Yine de keyifle okuyun :)

insan_okur 
22 Haz 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Nobel Edebiyat ödüllü yazardan bir eser daha okudum. Kırmızı Pazartesi’ye nazaran biraz daha az sevdim bu eseri. Eser çok kısa ve uzun öykü olarak yazılmış. Kapak tasımı Kırmızı Pazartesi gibi çok güzel ve direk spoiler içermekte… Ki zaten adı direk spoiler. :) Akıcı, sade bir uzun öykü.
Kitabın içeriğine gelirsek; emekli olan albayın beklentisi diyebiliriz… Ama ne beklentisi ? Kitabın adında olduğu gibi aslında albay emekliliğin karşılığında askeriyeden mektup ve içi dolu para bekliyor. Bir de asıl eserin kahramanı olan dövüş horozundan ( ölen oğlunun ) para bekliyor. Bu para beklentisi içerisinde yaşanan olayları anlatmış bize yazar. Çok az karakteri olan bir eser. Albayın naifliği, çekingenliği, eşinin evi iktisatlı idareci kullanması, Sabas’ın karaktersizliği… Aslında yazar diğer eserlerine nazaran pek daha sarmasa (aksiyonu az) da bu romanda çok şeyden inceden inceye söz etmiş. Umut ve beklenti had safhada… Geçinceme, sabır, duygusallık, karamsarlık, siyaset, savaş, hayvan sevgisi ve yaşama sevgisi… Çok güzel alıntılar ve dersler var okunulası.
1-2 saat içerisinde okunulabilecek bir eser. ( 69 Sayfa ) Tavsiye ederim kesinlikle güzeldi ama tabiki sonu hariç. Yine neler oldu, neler bitti bir bilgimiz yok. Sonu olmayan bir eser. :)

Acemi Okur 
 19 Oca 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · 3/10 puan

Gabriel Garcia Marquez’den daha önce okuduğum iki kitap hoşuma gitmişti ve buna da haliyle olumlu bir beklenti ile başladım ancak kitap beni içine çekmeyi bir kenara bırakın tam tersine uzaklaştırdı. Çok durağan ve sıkıcı geldi kitap bana. Artık bir yerden sonra bitsin diye zorla okudum. Bunun sebebi ya konunun ilgimi çekmeyip anlatımı beğenmemem ya da kitapta kaçırdığım kilit bir nokta var. Ama sonuç olarak kitabı tekrardan okuma isteğim de yok. Artık ne diyelim kısmet Gabriel Garcia Marquez’in başka kitaplarına.

aras aslan 
04 Oca 02:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Ülkesine son derece iyi bir şekilde hizmet etmiş bir albayın neredeyse yaşadığı şehirdeki dostları tarafından bu denli küçük görülmesi ve albay için son derece değerli olan konuları insanların alçakça gülümsenecek kadar basit görmeleri insanı derinden etkiliyor ve bunun yanına beklediği maaş devlet tarafından ödenmediği için eşi ile birlikte yaşadığı gülünç ama bir okadar da üzücü diyologlar ortaya çıkıyor. (Kısacası güleriz ağlanacak halimize)

Öncelikle hepinize merhabalar sitede incelemesini paylaşmak üzere olduğum ilk kitabım olan Albaya Mektup Yok kitabından kendimce beğenerek defalarca okuduğum bir kısmı sizlerle paylaşıp inceleme adına ilk deneyimimi yaşayacağım sitede o da şu şekilde:
''Söylediklerinin horozu alıkoyma kararım mazur gösterdiğinden emindi.Dokuz ay önce horoz dövüşlerinde el altından bildiri dağıttığı için vurularak öldürülen oğullarından bir hatıraydı o.''Pahalı bir hayal,'' dedi kadın.''Mısır bitince onu kendi ciğerlerimizle beslemek zorunda kalacağız.'' Albay dolapta yelken bezinden beyaz pantolonunu ararken uzunca bir süre düşündü.
''Yalnızca birkaç ay,'' dedi.''Ocakta dövüşlerin olacağını şimdiden biliyoruz.O zaman onu daha fazlasına satabiliriz.''
Pantolonunun ütülenmesi gerekiyordu.Kadın onu kömürlerin üstünde ısıtılmış iki demirle ocağın üstüne serdi.
''Dışarı çıkmakta acelen ne?'' diye sordu.
''Posta.''
''Bugünün cuma olduğunu unutmuştum,'' dedi kadın,yatak odasına dönerken.Albay giyinmişti,ama pantolonsuzdu.Kadın kocasının ayakkabılarına dikkatle baktı.
''Bu ayakkabılar atılacak duruma gelmişler,'' dedi.
''Sen ruganlarını giy yine.''
Albay kendini üzgün hissetti.
''Bir yetimin ayakkabılarına benziyorlar,'' diye itiraz etti.''Ne zaman onları giysem kendimi yetimhane kaçağı gibi hissediyorum.''
''Biz de oğlumuzun yetimleriyiz,'' dedi kadın.'' sayfa.17
Eveettt umarım beğenirsiniz bu şekilde incelemeler yaparak(tabi ki ilerleyen zamanlarda aranızda bulunmanın verdiği mutluluğun ve şevkinde neticesinde ayrıca iyi bir kitap okuru olma yolundaki deneyimler sayesinde site paylaşımlarının da katkısı ile beraber ilerleyen paylaşımlarda daha farklı tarzda şekilde incelemelerde bulunurum diye düşünüyorum.) aranızda olmanın gururunu hep birlikte yaşamamız dileğiyle sevgili okur arkadaşlarım.Bu arada kitabı okumanızı da elbette ki şiddetle tavsiye ediyorum.Hep birlikte nice güzel okumalara...

Tuba Paçacı 
14 Kas 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcîa Mârquez

"Albaya Mektup Yok, çağımızın en büyük yazarlarından Gabriel García Márquez'in en güzel uzun öykülerinden biri. Ülkesi uğruna savaşarak yaptığı hizmetlerin karşılıksız kaldığını anlayan, emekliye ayrılmış yaşlı bir askerin öyküsü. Bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekleyen emekli bir albayın komik, ama bir o kadar da trajik hikâyesi. Gabriel García Márquez'in 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülmesinde, hiç kuşkusuz, Albaya Mektup Yok'un da payı var. Büyülü gerçekçilik ustasının anlattığı her sahne, karakterlerin her davranışı, umarsız görünen bir dünyada yaşama sevincinin türküsünü söylüyor, ölüme ve yalnızlığa meydan okuyor. Her cümle, yaşamın uçsuz bucaksız boşluğunun suskunluğunu kırıyor. "İmge, gerçekliğe ulaşmanın aracıdır," diyen Gabriel García Márquez'in buruk bir alaycılık içeren bu öyküsü neredeyse görsel bir edebiyat başyapıtı."


Arka kapaktan da anladığımız gibi, ülkesi uğruna savaşıp bunun karşılığını alamayan bir albayın hikayesi bu. Aynı "Kırmızı Pazartesi" gibi konuyu ve sonunu önceden biliyoruz. Ne kadar doğru bilmiyorum ama "Yüzyıllık Yalnızlık" kitabından sonra okunması tavsiye edilmiş bir kaç yorumda belki bu daha verimli bir okuma sağlar. Marquez kitaplarında sevdiğim bir diğer yazar olan Zweig'in zıttı bir olguyu görüyoruz hep, yaşamı sevmek! Acı ve yalnızlığın içinde bile gocunmadan bu mutluluk oyununu devam ettirebilmek, oğullarının ölümüne sebep olan horozu (dövüş horozu) kendi boğazlarından kısarak beslerken bunu hiç de sorun etmemek. İlk kez sonu olmayan yazıları seviyorum, ilk kez gerçek bu kadar net ve yalınken hoşuma gidiyor. Belki de bildiklerimiz bilmediklerimizden daha çok hoşumuza gidiyordur. 15 yıl boyunca emekli aylığının bağlanmasını bekleyen, görünüşünden, saygısından hiç bir şey yitirmeyen ve umudunu kaybetmeyen bir albayın öyküsü bu. Sonu da başı gibi, albaya mektup yazan yok. İçinde farklı toplumlardan kişilikler barındırması da çok güzeldi. Okunması gerek diyemem. Ama okursanız seveceğinizden eminim.

İyi okumalar!

#book #books #bookstagram #canyayınları #gabrielgarciamarquez #albayamektupyok

Mêrxwas 
 29 May 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Emekli bir albay. Zamanında savaşlara girmiş çıkmış ve devletten emekli parasını almayı bekliyor. Bir karısı bir de oğlu ama oğlu ya askerdeydi yada ölmüştü. Elinde bir horozu kalmış birde evde sadece Mısır. Horozda dövüş horozu. Mısır'ı horozlada paylaşınca eşi tepki gösteriyor. Tabi bu yüzden horozu yanında gezdiriyor.
Sürekli mektup bekliyor albay. Devletten.
Ve bu bekleme hiç umudunu kırmıyor. Albay bir gün evde hiç Mısır kalmadığında yatağa uzanır. Eşi konuşmaya başlar. Yarın olsun belki mektup gelir der ve sırtını döner uyur. Kitap orda biter. İnsanları elindeki kısıtlı metayı paylaşmadığı sürece paylaşım paylaşım değildir. Bugün senin çok paran varsa bundan biraz birine verebiliyorsan bu paylaşım değildir ama cebindeki 10 liranın beşini birine verebiliyorsan. Bu paylaşımdır. Horoz albaya miras kalmıştır oğlundan. Bu yüzden ona bakmak zorunda hisseder kendini ve boğazındakini onunla paylaşır Ve o mektubu her sabah yine bekleyecektir hiç gelmeyeceğini bilse bile...
Sıddartha oruç tutarken günlerce. Bunun ona sabrı ve yaşamayı öğrettiğini söylerdi herkese. Bu yüzden ona ne yapabilirsin dendiğinde ben oruç tutarım derdi. Ve orucun ona öğrettikleriyle sıddartha sabır isteyen her işin altından kalkabildi.
Sıddartha herman hessenin kitabıdır bu arada.. Ve o da çok iyidir. O benim hayatımı etkilemiş nadir kitaplardandır

vurkan i 
11 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitabı çoğu kişinin beğenmediğini gördüm ama ben aksine güzel buldum.Tek üzüntüm kısa olduğu için tadının çabuk bitmesiydi.Yine büyülü şehir Macondo yerimiz.Albay ve karısı oldukça fakir insanlar ki horoza buğday mı kendilerine yemek mi ikilemini dahi yaşıyorlar.Yönetim dikta her şey yasak.Sıkıyönetim uygulanıyor 23.00 den itibaren sokağa çıkış yasak.Karısı 15 yıldır sinemaya gidememekten bahsediyor.Seçim olacak mı belli dahi değil.Tüm bu olayların ortasında albayımızın aslında karnını doyurmak için iki masum isteği var:Yıllar öncesinden devrime vb.verdiği destek ve emekleri için emekli parasının bağlanması ve şubatın gelmesiyle horozunun dövüşmeye başlaması.Mektup için her cuma 15 yıldır postaya gider aralıksız.Benim en sevdiğim özelliği bu ümidini hiç kaybetmemesi.O kadar şey yaşanmasına rağmen ben ölmeden bağlanacak diyor.Karısının hastalığı ve horozu sat ısrarına uymak istiyor hatta tefeci denebilecek adamla anlaşıyor dahi ama yüreği el vermiyor.En son yine umutlarına sarılır hiç bitip tükenmeyen bu istek gerçekten kayda değer.Karısının son ısrarlarına yanıtı:Elinin körü.Kitap sonu yok gibi duruyor ama yazar bunla mesajını desteklemek istiyor aslında.Umut başı sonu olmayan bitmeyen yegane sermayemizdir.

Mustafa Bağdat 
 03 Ara 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

Tüp kuyruğu gibi beklenen,emekli maaş mektubu bir insanın sınırlarını ne kadar zorlar dersem-demeyeceğim belli :)- aklıma direkt olarak albay gelecek.Albay ümitle karnını doyuruyor,ta ne zaman sonranın hesabını yapıyor,ayağında 40 yıllık ayakkabı,emeğinin karşılığını bekliyor,gelmiyor,gelmeyecek.Belki horoz dövüşü kazanacak,mektup gelecek,ümitler kesilmeyecek ama o zamana kadar da albay yaşamayacak,albaya mektup olmayacak.

Betimlemesi ve anlatım yönüyle her zaman beni şaşırtan Marquez ustanın bu kitabını okumadıysanız,mutlaka okuyun derim,incecik 80 sayfa kitap :)

Yalnız bir yönden Marquez'i sevmiyorum,adamın Türklere karşı nefretini her kitapta göstermesi,laf sokması,tabiri caizsse şeytan yapması hiç hoşuma gitmedi.

Keyifle okuyun :)

5 /

Kitaptan 74 Alıntı

''Umut karın doyurmaz'' dedi kadın.
''Karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar,'' diye yanıtladı albay.

Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia MarquezAlbaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez
Beyza 
04 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 7/10 puan

"Bugün kesinlikle gelmesi gerekiyordu."
"Kesinlikle gelen tek şey ölümdür albay."

Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia MarquezAlbaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez
NigRa 
12 Haz 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Hep aynı hikaye,"diye başladı kadın bir an sonra. "Biz açlığa katlanıyoruz ki başkaları yiyebilsin. Kırk yıldır hep aynı hikaye "

Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 67)Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 67)
Elçin 
16 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Neredeyse altmış yıldır beklemekten başka bir şey yapmamıştı. Gelen birkaç şeyden biri de ekimdi.

Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia MarquezAlbaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez