Mühendis Bey

Mühendis Bey
@Adamlar
"İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum." -Bukowski
Mühendis
Lisans
Ankara, 7 Mayıs
847 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
8/10
·69 syf.·
2019 25. kitabı
Şöyle “oturayım elime aldığım kitap bir çırpıda bitsin” denildiğinde okunabilecek bir kitap gibi görünmesinin yanında çok derin anlamlara sürükleyen cümlelerle dolu. Gerçekçiliğin sadeliğiyle , imgelerin sarsıcılığının birleştiği bu uzun öykünün sonu pek umduğunuz gibi değil. Sonuçta Dostoyevski dedemiz boşuna dememiş; “Bil ki ‘mutlu son’ diye bir şey yoktur. Çünkü, bir şeyde ‘son’ varsa orada mutluluk yoktur!”. Bu da gerçek hayatın acımasız yani. "albaya mektup yok" marquez'in en çok bilinen uzun öykülerinden bir tanesi. Ayrıca yazarın nobel ödülü almasında büyük bir katkısı olduğu düşünülen trajikomik bir kitap. Kitapta latin amerika'da savaş sonunda yaşanan ağır şartlar eleştiriliyor. Emekli bir albay her cuma bıkmadan içerisinde emekli maaşının olduğu mektubu bekler. Yoksulluktan dolayı karınlarını zor doyurdukları halde vefat etmiş oğullarından kalan horozu doyurmak için yeri geldiğinde kendileri yemeyip onu beslerler. Horoz dövüşünde kazanırsa ya da o mektup bir gün gelirse ellerine para geçeceğine inanarak uzun süre umut beklerler. Ama kitabın isminden de anlayabileceğiniz gibi o mektup hiçbir zaman gelmez.. ne kadar yoksul olduklarını albayın karısının şu sözlerinden de anlayabiliriz; "Yoruldum artık," dedi kadın. "Erkekler evin sorunlarını bilmez. Kaç kez, bazen günlerce yemek pişirmediğimizi komşular anlamasın diye, tencereye taş koyup kaynatmak zorunda kaldım." Kitabın çok fazla akıcı olmadığını söyleyenler olsa da bence akıcıydı. Herkese tavsiye edebileceğim güzel ve anlamı büyük bir kitap. — "Bendeki bu şey bir hastalık değil, yavaş bir ölüm."
Albaya Mektup YokGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202010,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·176 syf.·
2019 17. kitabı
...delirerek ölenlere... Size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanı anlatacağım. Sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten şeylerden ibaret, doğurmaya mahkum, çocuklarını kaybetmekle mühürlü, yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım. İçlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden bakacağım. O pencerelerden tekrar ve tekrar kendimi aşağı atacağım. Bu satırlarla başlamış kitaba; kalemini zehire, kana, cinnete, ölüme ve hayata aynı lezzetle batıran Mine Söğüt. Ve kitabı; "Delirerek ölenlere" ithaf ederek başlamış okuyanların önce kalbinde sonra da vicdanlarında uzun süre yer edinecek unutulmaz yirmibir delilik hikayesini anlatmaya. Yazar; delirmeyi, delirerek ölmeyi, kadının o cinnet anına gelene kadar yaşadığı ruhsal değişimi,kadının doğduğu an sırtına yüklenip yaşadığı müddetçe sırtında taşımak zorunda olduğu; " kadınlığın utanç çuvalı"nın ne kadar ağır olup bu toplumda yaşayan her kadının bu yük altında nasıl ezildiğini çarpıcı olduğu kadar naifte olan kalemiyle toplum tablomuza nakış gibi işlemiş. Kitaptaki her hikayeyi okuduktan sonra soluklanma ihtiyacı hissedip, okuduğunu önce içselleştirip sonra da sindirmeye çalışıyorsun.  Kitap boyunca hakim olacağını sandığım dramatizm hiçbir satırda yoktu yazar kitap boyunca şiirsel bir anlatım kullanmış. Verdiği tüm mesajları şiirsel anlatımla vermiş okuyucuya ,ki en iyisini yapmış, uzun süre okuyucunun zihninden silinmeyecek hikayeler çıkmış ortaya. Kitaptaki tüm öykülerde yalnızlığın oluşturduğu atmosfer hakim öyle ki bazı hikayelerin içinde yer alan çocuklar ve erkeklerde yapayalnız. Tacizi, tecavüzü,ensesti, sevdiklerini kaybetmenin dayanılmaz acısını, toplumsal dışlanmayı, cinsiyet ayrımcılığını ve daha birçok acıyı yaşayan
Deli Kadın HikayeleriMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 201911,7bin okunma