Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim?
Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğrama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan seve-bilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Nelerden haz alırdım? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?
"Mümkün olan, şimdiye kadar olmuş her şeydir. Bilimin amacı, olasılık sınırlarının nerede sona erdiğini bulmaktır. Bunu başarabildiğimizde —ki mutlaka başaracagız- artık büyü ve boş inançlar olmayacak, yalnızca gerçek olacak. Bir zamanlar, üzerinde yaşadığımız kürenin düz olmaması imkânsızdı. Doğadan beklentilerimizin doğru olduğunu kanıtlamak ne bilimin ne de tıbbın işidir.”