Hayatın anlamını insana ıskalatacak şey sadece madde de değildir. Bazı arzular da insana bunu ıskalatabilir. Özellikle sosyal medya çağı olarak tanımlayabileceğimiz bu dönemde bu arzulardan birisi de hiç kuşkusuz beğenilme arzusudur. Beğenilmeyi, güç olmayı, bir noktada kendimize yer edinmeyi neden istiyoruz? İşte burada sormamız gereken soru tam da budur. Böylesine suni bir şeye neden ihtiyaç duyuyoruz? Bizi bu noktaya iten neden ne? Bunu gerçek sevgi eksikliği ile açıklayabiliriz. Günümüzde en çok yozlaştırılan şeylerden birisi de şüphesiz sevgidir. Çünkü sevgi çağ itibari ile çıkarlar üzerine kurulan bir ilişki haline geldi. Bunu toplumun her kesiminde görmemiz açık bir şekilde mümkün.
Hayatın anlamı maddeye indirgenemeyecek kadar kutsal bir meseledir. Maddi nesneler insanı mutluluğa götürmez. Tam tersine bilakis derin bir mutsuzluk çukuruna sürükler. Yeni bir eşya insanda ilk başlarda suni bir mutluluk kaynağı yaratabilir. Ancak bu elbette gelip geçici olacaktır. Bunu idrak etmek gerçekten çok önemli...
Hepimizin içinde sevgi var. Ancak bu sevgiyi bazı insanlar kendi içlerinde bastırarak nefrete dönüştürmekte ve içinde yaşadığımız dünyaya, hayvanlara ve insanlara zararlar verebilmektedir. Şunu hiç unutmayın ki aklını ve kalbini ikisini de bir arada kullanamayan insan ilk önce kendine ihanet etmektedir. Kendi menfaati uğruna her şeyi yok sayan insanların eninde sonunda varacağı yer hüsrandır. Çünkü insan içinde yaşadığı hayatı, çevresini ve kendini daha da geliştirmek için büyük bir çaba içinde olmak zorundadır. Şunu hiç unutmayalım ki insan bir mücadeledir. Kendi gerçek gücümüzün farkına varmak ve doğruları savunup yanlışlara karşı dimdik durabilmek için acilen kendimizi tanımaya başlamalıyız...
Thales, "İnsan araştıran bir hayvandır" derken, Sokrates, "İnsan, sorgulayan bir hayvandır" der. Aristo ise "İnsan düşünen bir hayvandır" der. Batılı filozoflar hayvan benzetmesi yaparak hayvan ve insan arasındaki çizginin fiziksel özellikler değil tamamen düşünce yapısı ve kavrayış ile alakalı olduğunu söylerler.