ölümünse güzel söze karnı tok;
o, yok pahasına alır,
anasının nikâhına okutur
her türlü güzelliği.
alır satar, alır satar
ama anlamaz, dediğim gibi,
öyle şiirden, sanattan
falan feşmekân...
Esrime geldiğinde, yalnızsan, Çevrende, insan, melek, şeytan, Kimsenin olmadığından eminsen,
O zaman kendinle ve sesini alçaltarak
Tanrıyla konuşmana izin verilmiştir.
Böyle anlarda sakın tez canlılık edip de
Bildiğin hünerler, sevdiğin sözcüklerle
Bir şeyler söylemeye çalışma O'na! Bunlar şiire benzese de, yapma bunu;
Bekle, ilk adımı o atsın!
Bekle, bir iç kanama gibi Tanrı Yüreğini sızlatmaya başlasın! Bekle, ciğerlerini doldursun, Boğazını yakarak yükselsin çenene kadar
Ve tuzuyla dilini buruştursun!
Bekle, gönlün vadilerinden taşan, Aklın tepelerini aşan bir gül tufanı, Bir ışık istilası, söz şehrayini gibi tırmansın
Ve ağzının kıyısından sessizce
Alt çenene sızmaya başlasın!
Ekran objesi olarak beden bir türlü tamamlanamayan ve dahi gücünü de tam da bu tamamlanamamazlıktan alan bir yapbozu andırır.
Ekran, bilginin tümüyle bedensel / dünyevi amaçlara koşulduğu anlamdan yoksun ironik bir aydınlanmayı ifade eder.