Çağımızda aktif bir yaşantı olan mutluluk ve sevince karşı pasif bir durum olan hoşnutluğunu ve eğlencenin insanın varoluş sorununa doğru bir çözüm getirip getiremeyeceği konusunda bugüne dek denenmemiş olan toplumsal bir deneyi yaşamaktayız. Tarihte ilk kez haz ihtiyacını giderebilmek imkanlar belirli bir azınlığın imtiyazı olmaktan çıkıp endüstrileşmiş ülke nüfusları en az yarısını da kullanılabilir duruma gelmiştir. Ama yaşanan bu deney, soruyu olumsuz biçimde cevaplandırmıştır: Tümü isteklerini tatmini insanı mutlu etmeye yetmemektedir
Insanların mutsuz oldukları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz yıkık ve bağımlı olan insanlar; önce bütün çabaları kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar sonra da bu zamanı öldürebildikleri ya da geçirebilecekleri oranda sevinç duyarlar..
mala mülke şöhrete insana bilgiye sahip olmak onları ele geçirmek kendine mal etmek onlara egemen olmak ve dilediğince kullanmak anlamına gelir. Ama bu maddede sahip oluşların sonu yoktur. Insan hiçbir zaman yeterince şeye sahip olmayacaktır. Çünkü maddesel olan elle tutulan aldatıcı ve geçicidir. Bu nedenle sahip olmak tutkusundaki insanlar hep kendilerinden fazla şeye sahip olanları kıskanacak az şeye sahip olanlardan ise kendi mallarına göz dikecekleri telaşı ile korkacak lardır. Önsözden..