İstanbul lekeli bir şehirdi artık, Abdülhamid damgası, şehri ve insanları zehirlemişti. Uzun süre zulüm gören insanın içi çürür, diye düşündü Doktor. Fikret üstadın, okul sıralarından beri gizli gizli okudukları ve her okuyuşlarında Padişah’tan, saraydan, kubbelerden, selamlık törenlerinden, nişanlardan, sırmalı kordonlardan, harem ağalarından, hafiyelerden bir kez daha nefret etmelerine yol açan o muazzam dizelerini hatırladı:
Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!