Seda Durgun

Seda Durgun
@Ades7
Öğretmen
Lisans
20 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Bu durumda III. Napolyon’un davetini bahane ederek Fransa’ya, İngiltere’ye gidip onlarla yeni anlaşmalar yapmak, bu büyük devletlerden Rusya’nın aleyhteki faaliyetlerini durdurmalarını istemek çok mantıklıydı. Ne var ki her işe burnunu sokan ve her konuda ahkâm kesen ulema takımı Al-Osman sultanının ayağı dârülharp toprağına basamaz diye tutturmuştu. Halkın yanlış yönde etkilenmemesi için bu engelin aşılması gerekiyordu. Sonunda kurnaz saray mabeyincileri bir çözüm üretti. Padişah’ın ayakkabılarının, çizmelerinin altına ayrı bir bölüm yapıldı ve İstanbul toprağıyla dolduruldu. Böylece koskoca ülke büyük bir sorundan kurtulmus oldu. Padişah gâvur toprağına ayak basmayacaktı. Ayağının altında hep Osmanlı toprağı olacaktı. Murad'la ben bu saçmalığa sadece gülüyorduk. Nelerle uğraşıyorlardı.
Sayfa 217·Kitabı okudu
Reklam
Düşüne düşüne, yeni dönemin de eski dönemden farklı olmadığı, herkesin gölgesinden korktuğu yeni düzenin de muhaliflerini vahşi yöntemlerle ezdiği sonucuna vardı. O zaman Kızıl Sultan’ı deviren ihtilalin sebebi neydi? Hiçbir şey değişmeyecekse niye yaşanmıştı bunca altüst oluş?
Sayfa 190·Kitabı okudu
Oldum olası İngilizlere hem hayranlık duyar hem de onlardan çekinirdi. Ağzında yarısı yanmış bir sigara ile elindeki tahtayı rendelerken İngiliz’den ve fareden korkulur diye geçirdi içinden. Uykudayken burnunu, kulağını fare yemiş çok insan görmüştü. Fare, insanın ruhu bile duymadan yapardı bu işi. Yiyeceği organı üfleyerek uyuştururdu, bu yüzden kurbanın ruhu bile duymazdı bir taraftan kemirilirken. İngiliz de böyleydi işte, bir yeri almayı kafasına koyduysa şeytanın aklına gelmeyecek metotlarla çalışır, ne pahasına olursa olsun amacına ulaşırdı. Ve bu arada kurban hiçbir şey hissetmezdi. Ta ki iş işten geçene kadar.
Sayfa 185·Kitabı okudu
İstanbul lekeli bir şehirdi artık, Abdülhamid damgası, şehri ve insanları zehirlemişti. Uzun süre zulüm gören insanın içi çürür, diye düşündü Doktor. Fikret üstadın, okul sıralarından beri gizli gizli okudukları ve her okuyuşlarında Padişah’tan, saraydan, kubbelerden, selamlık törenlerinden, nişanlardan, sırmalı kordonlardan, harem ağalarından, hafiyelerden bir kez daha nefret etmelerine yol açan o muazzam dizelerini hatırladı: Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir; Örtün ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!
Sayfa 127·Kitabı okudu
Herkesin dilinde baba bir ana ayrı ağabeyi Şehzade Murad vardi; Murad’ın neşesi, Murad'ın at binişi, Murad'ın piyanodaki hüneri, Murad’ın valsleri, Murad’ın Fransızcası, Murad’ın kılıç ustalığı, Murad’ın yakışıklılığı. Hanedanın yıldızı Murad’dı. Ömrü boyunca Murad'la yarışamayacak, onu geçemeyecekti. Padişahlık sırası da ağabeyindeydi, veliaht oydu. O zamanlar kim derdi ki Murad delirecek, üç ay içinde tahttan indirilecek, sıra kendisine gelecekti. Hiç beklemediği anda gelen sultanlık onu birdenbire gökyüzüne yükseltmiş, mutlak hükümranlığın verdiği ömre bedel sarhoşluk içinde, ailesindeki herkesi geçmenin, ilk kez birinci sırada olmanin eşsiz mutluluğunu yaşamıştı. Tir-i Müjgan adıyla tanınan Kafkasyalı bahtsız kızın yetim oğlu hanedanın reisiydi artık, bütün rakiplerini elemişti. Eğer cennetmekân annesi yaşasaydı "valide sultan" olacaktı.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Reklam