Klasik antik çağın insanlarının rüya konusundaki anlayışlarının davranışlarına yansıdığından kuşku yok. Rüyaların inandıkları doğaüstü güçler dünyasıyla ilişkili olduğunu, tanrılardan ve şeytanlardan gelen vahiyler olduğunu kendi içinde açık bir gerçek olarak kabul etmiştir.
Antik dönemlerde düşünürlerin rüyalara karşı gösterdikleri yaklaşım bir ölçüde doğal olarak kehanete yönelik tanımlar yapmalarıyla ilişkilendirilmiştir.
Pek çok insan çok sayıda vaka yerine sadece bir vakanın bulunduğu anekdotlara inanır. İnsanlar üzerinde farklı etkiler bırakan birçok farklı hikaye vardır. (55)
Yani kısacası, bir şeyi bir kere, iki kere oluşla ispat edemezsiniz. Her şey çok dikkatlice kontrol edilmelidir. Yoksa sizlerde her çeşit aptalca şeye inanan ve içinde yaşadığı dünyayı anlamayan insanlardan olursunuz. Hiç kimse yaşadığı dünyayı anlayamaz, ancak bazıları bu konuda diğerlerinden daha iyidir. (56)
Gerçek şu ki, emin olamamanız, bir gün başka bir yolun olacağı anlamına gelir. Olasılığa açık olmak bir fırsattır. Şüphe ve tartışma ilerleme için temeldir.
Beyin o kadar karmaşık bir bilgisayar ve zihin ise o kadar incelikli ve akıl etmez bir yazılımdır ki, en itinalı çalışmaların sonuçlarında bile daima açık bir kapıya, cevapsız bir soruya rastlanır.