Varoluşumuzu yasladığımız her şey birer öngürü. Pencereye uzaktık, değil mi Ayhan, gözlerimiz yattığımız yerden hep pencereye bakardı. Dışarıyı görmek için değil, değil mi Ayhan, dışarıyı göremeyeceğimizi, çünkü dışarı diye bir yerin olmadığını bildiğimiz için görmeye çabalamazdık. Sadece pencereye bakardık. Bir kapıydı çünkü bizim için pencere, geçmemiz gereken ve hep açık duran bir kapı. Pencereden dışarıda başka bir dünya vardı.
Merhaba, bu kaçıncı biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabii, nereden bileceksiniz, yanımızda değildiniz ki, hiç olmadınız, olamadınız ki. Saymadık, biz de bilmiyoruz kaçıncı olduğunu, ama nicelik değil, nitelik esastır. Niteliği sorgulamaya gelmiştik ve gidiyorduk zaten, rahatsız olmanıza gerek yok. İnanın yok. Biz inceyizdir, incitemeyiz bu yüzden.
Unuttukça inanır insan. İnandıkça yanılır ve yanıldığını anlayınca unuttuğunu hatırlar. Unutmuşuz o yüzden yanıldık der. Ama geç olur. Hep tekrarlamalı bu yüzden.