İnsan, Animizm aşamasında kudreti kendisine atfeder. Dini aşamada ise bu kudreti ilahlara devreder, fakat yinede bunlardan ciddi anlamda vazgeçmez, zira ilahları çeşitli yönlendirmelerle etkileyebildiğini düşünür. Bilimsel aşamada ise insanın kudretine yer yoktur artık. Kendi önemsizliğini kabul etmiş ve pes ederek ölüme ve diğer bütün doğal gerekliliklere boyun eğmiştir. Ancak gerçeklik kanunlarını esas alan insan maneviyatının gücüne güvenmesiyle, ilkel kudret inancının bir zerresinin varlığını ettirmektedir.
Hep onu sevmeyenleri severek,
Hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak,
Karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
Yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
Bir İzmir'li güzele dayatmak varken
...
Hep kardeş olacak değiliz ya,
Yaşasın halkların sevgililiği...!
Yılmaz Erdoğan
Nevrozun dürtü analizi sonucunda öğreniyoruz ki, bunların içinde cinsel kökenli dürtüsel güçler belirleyici konumda yer alıyor. Bu arada ilgili kültür oluşumları da, egoist ve erotik unsurların birleşmesinden doğmuş olan sosyal dürtüleri baz alıyor. Demek ki cinsel gereksinim, insanları varlığın devam ettirilmesi gayretleri kadar bir araya getirmiyor.
Cinsel tatmin, öncelikle bireyin özel bir meselesidir.