Bir Kralın hayatının değeri, görevlerini yerine getirdiği sürece, doğanın akışını halkının menfaatine göre düzenlediği müddetçe devam eder. Bu bağlamda gevşediği ya da başarısız olduğu anda, o zamana kadar bolca muhatap olduğu titizlik, teslimiyet ve dini saygınlık, nefret ve horlanmaya dönüşür. Utanç verici bir biçimde kovulur. Daha bugün bir ilah olarak saygı görüyorken, yarın bir suçlu olarak öldürülebilir.
Onlar gibi savaşcı değildik; kurnaz ve korkaktık, hepsi bu. İşte, tam da bu yüzden, ölçüsüz korkaklığımız sayesinde Genç Dünya'nın tehlikeli atmosferinde hayatta kalmayı başardık.
Tabular çok eski yasaklar olup, ilkel insanlardan oluşan bir nesle, günün birinde dışarıdan empoze edilmiştir. Bu demektir ki, bir evvelki nesil tabuları, yeni nesle zorla kabul ettirmiştir. Söz konusu yasaklar, güçlü bir eğilimin mevcut olduğu faaliyetleri kapsamış ve yasaklar nesilden nesile devam etmiştir.
Yasağın yegane başarısı şu olur; dokunma hazzı ile ilgili dürtü bastırılır ve bilinçaltına sürgüne gönderilir. Hem yasak, hem de dürtü var olmaya devam ederler. Dürtü mevcudiyetini sürdürür, zira ortadan kaldırılmamıştır, sadece bastırılmıştır. Yasak ise devam eder, çünkü devam etmese, dürtü bilinç alanına ve icraata geri döner.
Hasta kadın, kocasının çarşıdan satın alarak eve getirdiği bir eşyanın uzaklaştırılmasını istiyor. Çünkü eşyanın satın alındığı dükkan "geyik sokağında" bulunuyor. Ama " geyik" kelimesi gençken tanıştığı bir kız arkadaşının soy adıdır. Bu kız arkadaş, kadın açısından şimdi "tahammül edilmez", yani tabudur. Burada, yani Viyana'da alınan nesne de, temas etmek istemediği kız arkadaşı kadar tabudur.