"Maalesef tüm kötülüklerin, biz akıl sahibi olan insanların sadece ebediyen çarpıtılan hayat için ne yapıp edip sorumluluktan kaçmak için uğraşıp durmasından kaynaklandığını çok az kişi anlamak istiyor. Dahası iyiliği kötülükten ayırmadan ve sırf sorumluluktan kaçabilmek için bunun sonuçlarından hiç korkmadan ve durumu aklamak için bir sürü gerekçe bulunuyor. Ve kendimizi ancak böyle yaşanabileceğine ve yaşamanın başka bir yolu olmadığına ikna etmeye çalışıyoruz..."
İçimizde bir yerde, bizim doğamızda bir çöküş, bir yıkılış, bir ahlak sapkınlığı var. Kötülüğün ve korkunun görünmez ışınları o çöküntüden tüm dünyaya yayılıyor, evrensel adalet ihlal ediliyor, varoluşun uyumu bozuluyor...
Zira volkan ne kadar korkunç olursa olsun, eninde sonunda belli bir süre lav püskürtüp nihayet sönecektir. İnsanlığın kötülük rüzgarı ise asla dinmiyor. İşte mesele burada yatıyor. Hayatımız bu şekilde kurulmuş: İyilik azdır ve hep eksiktir. Kötülük ise bolca bulunur, her zaman fazlasıyla mevcuttur...
Tüm zamanlar boyunca herkesin işine geldiği gibi, işine geldiği şekilde, kurnazca, kendine göre yorumladığı vicdan nedir? Kendi başına nasıl bir değerdir?