Köylü milletin efendisi mi yoksa köylüleri öldürmeli mi?
Hüseyin Tarhan, Ankara’nın köşe bucak köylerinden birinde,suyu olan,elektriği olmayan,okuyanı yazanı çok çıkmayan ama yan köye göre anımsatmayan bir yerde yaşıyordu. Annesi o daha bebekken ölüp gitmiş,babası bu küçük oğlan çocuğuna bir taraftan tarlası varken bakamayacağını anlayınca aynı köyün içinden karısının daha kırkı çıkmadan bir kadın almıştı nikâhına.
Genç kadın,başka bir kadının üstüne geldiği evde,bir de oğlan çocuğu görünce duramamış ve hemen bir çocuk doğurmuştu. Yerini sağlamlaştırmak lazımdı. Fazladan bir kaşık yemek kaldıysa tereddütsüz onu kendi evladının tabağına eklerdi.Hüseyin Tarhan da onu hiç anası olarak görmemişti.Anne de dememişti.Yalnızca öksüzlüğü hissederek büyümüştü.
Bu küçük çocuk büyümüş,koca adam olmuştu
İşlere pek hâkimdi,tarlalarını artık o çekip çeviriyordu. Tohumdan anlıyordu,ekini biliyordu,toprakla dost olmuştu,çalışıp duruyordu işte. Ortaokulu da bitirince lise için ilçeye gitmesi lazım görmüş,babası, “Sen gidersen ben bir başıma nasıl yetişirim?”deyince o da gerek görmemişti. Gitseydi ne olacaktı ki? Çiftçinin oğlu da çiftçi olurdu elbet. Hem bu ülkeye öğretmen ve doktor kadar topraktan anlayan adam da lazımdı. Herkes yerini yurdunu bilmeliydi. Köylü köyünde kalmalı,toprağına sahip çıkmalı,şehirli de kalemi elinden bırakmamalıydı. Babası böyle demişti.Haksız da gelmemişti Hüseyin’e. Köylü milletin efendisi mi yoksa köylüleri öldürmeli mi? Gel zaman git zaman, Hüseyin’in dostu ancak toprağıyken gönlünün kapısından bihaberken,çalışıp duruyorken yan köyün çeşmesinin başında genç bir kız görmüştü. Tövbe estağfurullah,aklından çıkaramıyordu. Eline çapa
Doğumları kadınlar,ölümleri erkekler başlatır.
Bir kadın katil doğurabilir,bir adam katil yaratabilir,bir çocuk katil olabilir.
Takvim yaprakları 15 Kasım’dan 16 Kasım’a yırtıldı, parti başladı doğumlar kutlandı,ölümler doğdu.
Ali Ecevit Tarhan’ın doğum günü.
Çiz üstünü.
Firuze Akın’ın doğum günü.
İki kez çiz üstünü.
Bir kadın bir çocuk doğurabilir,bir adam o çocuğu büyütebilir,bir aile o çocuğu yok edebilir.
Atilla Akın.
Kırklı yaşlarının başlarındayken saçlarına beyazlar yeni yeni düşmeye başlıyordu ama heybetinin önüne geçecek bir ayrıntısı yoktu. Etrafındakiler onu izliyordu hayranlıkla. Siyah papyonuyla bir beyefendi gibi duruyor,çevresindeki herkesi kendine hayran bırakıyordu. Kızını seven bir baba,karısına âşık bir eş,dürüst bir siyasetçi.
Kız çocuğu mutfağın cam kapısına doğru koştu. Bugün tam yedi yaşına basıyordu. Yedi tane seneydi ki varlardı. Hatta Ecevit daha fazla. Firuze ve Ecevit. Bugün ikisi de doğmuştu. Bugün dünyanın en önemli günüydü
Ecevit onun tek oyun arkadaşıydı.
Ali Ecevit,havuzun birkaç adım ötesinde engelleyemediği kavganın sonucunu izliyordu. Kan,suyu ne kadar da hızlı bulandırıyordu.
Firuze onun tek oyun arkadaşıydı.
16 Kasım 1992.
17 Kasım 1992,gazetelerin manşetleri donatıldı.
Ünlü siyasetçi Atilla Akın’ın evinde kan dondurucu cinayet!
Atılan çığlıklara gelen parti kalabalığı,feryatlar,figanlar,ağıtlar,kana dolmuş havuz…
Ulusal Mutabakat Partisi Grup Başkanvekili Yardımcısı Atilla Akın’ın yedinci yaşına giren kızı için evinde düzenlendiği büyük parti kan gölüne döndü. Partiye gelen misafirlerden Ankara Cumhuriyet Savcısı M.T.’nin oğlu Y.T.(16) olay yerinde can verdi.
Zanlının başparmağı bir pusula oldu ama yanlışı gösterdi
Çiz üstünü.
Masumu gösterdi.
Bir daha çiz üstünü.
Ali Ecevit Tarhan’ı gösterdi.
Cinayet zanlısının ise Atilla