Geçmişte yaşadığınız tecrübelere dayanarak geleceğinizde olacağından korktuğunuz travmatik veya stresli bir olayı saplantı haline getirmek yerine, henüz duygusal anlamda kucak açmadığınız yeni, arzu ettiğiniz bir tecrübeyi saplantıya dönüştürün. Kendinize, o potansiyel gelecekte şimdi yaşama şansı verin ki bedeniniz o yeni gelecekte ortaya çıkacak neticenin yüce duygularını şimdi yaşadığınıza inanmaya başlasın.
Ben buna, ilk salgılandıkları andan etkilerinin kaybolduğu âna kadar olan sürece inatçı süreç adını veririm. İnatçı süreç ne kadar uzun sürerse, kuşkusuz siz o duyguları o kadar uzun süre yaşarsınız.
1992 yılında Journal of Neurophysiology dergisinde yayın lanan bir makaleye göre, denekler üç gruba ayrıldı:
Birinci gruptan dört hafta boyunca haftada beş kez birer saatlik seanslarda sol ellerindeki tek bir parmağı kasıp gevşeterek egzersiz yapmaları istendi.
İkinci grup aynı egzersizi, aynı zaman çizelgesinde, fiziksel olarak hiçbir parmağını oynatmadan zihinsel olarak yaptı.
Kontrol grubundaki denekler hiçbir şekilde egzersiz yapmadı.
Çalışmanın sonunda, bilim insanları bulguları karşılaştırdı. Birinci katılımcı grubu, kontrol grubuna karşı parmak gücü testine girdi. Çok basit, değil mi? Egzersizleri yapan insanların
parmak gücü, kontrol grubundakilerden yüzde 30 fazlaydı.
Hepimiz tek bir kasa sürekli olarak yüklendiğimizde, o kasın kuvvetini artıracağımızı biliriz. Ancak beklemeyeceğimiz şey, egzersizleri zihinsel olarak yapan grubun kas gücünde yüzde 22 artış olmasıydı!
Öyleyse zihin, beden üzerinde ölçülebilir miktarda fiziksel etki bırakmıştı.
Diğer bir deyişle, bedengerçek fiziksel deneyimi yaşamadan değişmişti.