Zeynep Saygı

Zeynep Saygı
@Ahfaaheste
Lisans
Soma
16 Mart 1997
28 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Yine de yazdıklarını içeri kimse girmeden saklayabilecek vakit bulabilmesine imkan tanıdığı için Austen'ın kapı menteşelerinin gıcırdamasını bile mutlulukla karşıladığını tahmin edebiliyorum. Jane Austen, Aşk ve Gurur'u yazmakta onur kırıcı bir şey olduğunu düşünüyordu. Şayet müsveddelerini konuklardan saklamayı gerekli görmeseydi Aşk ve Gurur acaba daha iyi bir roman olur muydu, diye aklımdan geçirdim ve bunu görmek için bir iki sayfa okudum ama içinde bulunduğu koşulların onun çalışmasına en küçük bir zarar verdiğine dair herhangi bir belirtiyle karşılaşmadım. Belki de, asıl mıcize buydu. Karşımızda 1800'lü yıllarda yaşamış bir kadın vardı ve bu kadın nefret etmeden, karamsarlığa kapılmadan, korkmadan, herhangi bir şeyi protesto etmeden ve kimselere vaaz vermeden yazıyordu.
Reklam
Miss Nightingale'in öfkeyle yakındığı gibi, "Kadınların kendilerine ait diyebilecekleri yarım saatleri bile yoktu." Yani, birileri sekteye uğratmadan yarım saat boyunca bile çalışmaları mümkün değildi. Yine de, o şartlar altında bile bir şiir ya da bir oyun yazmaktansa, düzyazı ve kurmaca yazmak sanki daha kolay olurdu gibi geliyor bana, zira bunlar daha az odaklanma gerektirirdi. Jane Austen ömrünün sonuna dek hep o türde yazmıştı. "Bütün bunları nasıl başardığı, beni çok şaşırtmıştır," diye yazmıştı anılarında erkek yeğeni, " zira çalışmak için çekilebileceği ayrı bir odası yoktu ve çoğu kez ortak olarak kullanılan bir oturma odasında, günlük hayatın her türlü sektesine açık olarak çalışmak zorunda kalmış olmalıydı. Ayrıca da, hizmetkarlarda, konuklarda ya da kendi ailesi dışında herhangi bir kişide neyle meşgul olduğuna dair şüphe uyandırmamaya özen göstermesi de gerekiyordu kuşkusuz."
Ücretsiz olduğu takdirde saçmalık olarak görülen bir şey, işin içine para girdiğinde birden bir saygınlık kazanır. 'Bir şeyler karalamak için kaşınan mavi çoraplılar'a dudak bükmek hala kabul edilebilir bir davranış olabilirdi ama bu onların cüzdanlarına para koydukları gerçeğini değiştirmiyordu. Böylece, on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, tarihi yeniden yazıyor olsaydım, Haçlı Seferleri'nden ya da Gül Savaşları'ndan kesinlikle daha fazla önem atfedeceğim ve çok daha fazla ayrıntıyla ele alacağım bir değişim meydana geldi: Orta sınıftan kadınlar yazmaya başladılar.
Belli ki kadın zihni kesinlikle 'tüm engelleri tüketip akkora dönüşmemiş.' Tam tersine, nefret ve yakınmalarla tedirgin edilmiş ve berrak düşünmesi engellenmiş. Dolayısıyla, insan ırkı onun gözünde ikiye ayrılmış. Erkekler 'karşı tarafı' oluşturmuş, o yüzden de onlardan nefret edilmiş ve korkulmuş; zira onların onun yapmak istediği şeye -yani yazmaya- giden yolu kesebilme güçleri vardır.
Shakespeare hakkında bu kadar az şey bilmemizin nedeni, belki de onun kinlerini, hınçlarını ve antipatilerini bizlerden saklamasıdır. Yazar, kendisini bize hatırlatacak herhangi bir ifşaatta bulunarak bize yardımcı olmuyor. O, karşı çıkma, öğüt verme, bir haksızlığı açığa vurma, hesaplaşma ve dünyayı bir sıkıntıya ya da kedere ortak etmeye ait arzularının tümünü bedeninden dışarı boşaltmış ve onları tüketmiştir. Şiirleri işte o yüzden özgürce ve bir engel tanımadan akar ondan. Eğer dünyada eserlerini bütünüyle ve tam olarak ifade edebilmiş bir insanoğlu varsa, o da Shakespeare'dir. Engellenemeyen bir akkor gibi parlayan bir akıl varsa o da Shakespeare'in aklıdır.
Reklam