Bu satırları yazarken kalbimin içinden geçenleri kelimelere dökmeye çalışmak, en ağır sınavım gibi geliyor. Çünkü bazı duygular anlatılmak için değil, yaşanmak için var olur. Ama yine de yazıyorum… Yazıyorum çünkü susmak seni yok saymak olurdu, yazıyorum çünkü seni hatırlamak benim için bir vefa meselesi, yürek yarası, bir kalp sadakati.
Söz verdiğimiz gibi birlikte olamayabiliriz. Hayat, bazen en güzel hikâyeleri yarım bırakır; bazen en içten duaları sessizce başka yönlere savurur. Belki bizim kaderimiz de aynı sayfada yaşlanmak değilmiş. Ama şunu bil ki; paylaştığımız her anı için sonsuz bir minnettarlık taşıyorum içimde. Çünkü sen, kısa bir zaman diliminde bana bir ömürlük mutluluğun nasıl bir şey olduğunu öğrettin. İnsan bazen yıllarca aradığı duyguyu, tek bir kalpte bulabiliyormuş… Sen benim o mucizemdin.
Beni dünyanın en mutlu insanı yaptığın günleri düşünüyorum şimdi. Gülüşünün ışığıyla aydınlanan sabahları, sesinin sıcaklığıyla yumuşayan geceleri… Zamanın durduğunu sandığımız o anları… Birbirimize baktığımızda dünyayı susturduğumuz o sessiz mucizeleri… O kadar gerçekti ki hepsi, şimdi bir rüya gibi geliyor. Ama biliyorum; rüyalar geçici olur, anılar ise kalıcıdır. Ve sen benim kalıcı yanımdın.
Sana veda etmek bana acı veriyor. Çünkü bu veda sadece sana değil; seninle kurduğum hayallere, planlara, geleceğe söylenmiş bir veda. Sana veda etmek, kalbimde açılmış bir kapıyı kapatmak gibi. Ama bazı kapılar kapansa bile ardında bıraktığı izler silinmez. İşte sen, benim içimde kapanmayan bir izsin.
Birlikte geçirdiğimiz zaman hayatımın en güzel bölümüdü. Kahkaha dolu, umut dolu, aşk dolu bir bölüm… Bazı anlar vardı, sanki dünya yalnızca ikimizden ibaretti. Bazı geceler vardı, gökyüzü bile bizi kıskanırdı. Ve bazı sessizlikler vardı… Konuşmadan anlaştığımız, yalnızca