... kafasının içi dürüst kalmış bir zengine çalışma koşullarının düzeltilmesi konusunda bir şey sorulsa şöyle diyecektir:
“Fakirliğin hoş bir şey olmadığını biliyoruz; aslında biz, fakirlik çok uzaklarda olduğundan, onun tatsızlığı düşüncesiyle üzülüp hoş vakit geçiriyoruz. Ama bizim o konuda bir şey yapmamızı beklemeyin. Siz aşağı tabakadan insanların durumuna, tıpkı uyuz bir kediye acıdığımız gibi üzülürüz; koşullarınızın şu ya da bu yoldan düzeltilmesine karşıysa var gücümüzle karşı çıkarız. Bizce şimdi olduğunuz durumda daha tehlikesizsiniz. İşlerin bugünkü durumu bize uygun geliyor. Başınızı boş bırakmayı göze alamayız, günde bir saat bile böyle bir şey yapamayız. İşte, sevgili kardeşlerimiz, madem ki bizim İtalya gezilerine çıkabilmemiz için sizin ter dökmeniz gerekiyor, dökün bakalım, cehenneme kadar yolunuz var."
Şıklık dedikleri şey, aslında personelin daha çok çalışması, müşterilerin daha çok para vermelerinden başka bir şey değil. Bunda patrondan başka kimsenin kârı yoktur.
Hintli bir çekçek arabacısını ya da atlı arabaların cılız atını alalım. Uzak Doğu’nun herhangi bir kentinde bu arabacılardan yüzlerce vardır. Belden yukarısı çıplak, elli kilo bile gelmeyen kara kuru insan yıkıntıları. Bir kısmı hastadır. Bir kısmı elli yaşını bulmuştur. Güneşin alnında ya da yağmur altında, başları eğik, kır bıyıklarından ter aka aka kilometreler boyu arabanın oklarını kavramış, koşarlar, koşarlar. Yavaşlasalar, yolcu "bahinchut" diye bağırır. Ayda otuz kırk Rupi kazanırlar. Birkaç yılda öksürmekten ciğerleri sökülür. Atlara gelince, sıska, kadidi çıkmış, işe koşulacak pek bir ömrü kalmadığı için ucuza satılmış şeylerdir. Sahibi kırbacı yem yerine geçecek bir şeymiş gibi görür. Çalışmaları bir denklem gibidir. Kırbaç artı yem eşit enerji. Genellikle yüzde altmış kırbaç, yüzde kırk yem. Bazen boyunlarında geniş bir sıyrık olur, gün boyu arabayı çekerlerken koşum da çıplak etin üzerine sürtünüp durur. Yine de hâlâ çalıştırılabilirler; bütün sorun bunları arkadaki acının öndeki acıdan daha ağır basacağı ölçüde kırbaçlamaktadır. Birkaç yıl sonra kırbacın yararı kalmaz. Hayvanı kesime gönderirler. İşte bunlar gereksiz işe verebileceğimiz birer örnek. Çünkü insanların ne çekçek arabasına ne atlı arabaya gerçek bir gereksinimi vardır. Bunlar, yalnızca Doğulular yaya gitmeyi aşağılık bir şey diye gördükleri için vardır. Bunlar rahatlıktır, binen herkes bunların pek zavallısından birer rahatlık olduğunu bilir. Ufacık bir rahatlık, insanların ve hayvanların çektiği acıyla karşılaştırılamayacak kadar ufak bir rahatlık sağlayan şeylerdir bunlar.
Bir bulaşıkçının emeği uygarlık için gerekli midir? Zor ve tatsız olduğu için bize ‘namuslu’ bir iş gibi geliyor. El işine büyük saygı duyuyoruz. Adamın birini ağaç keserken görürüz. Bize toplumsal bir gereksinimi yerine getiriyor gibi gelir. Neden? Sadece adam kaslarını kullanıyor diye. Güzel bir ağacı çirkin bir yontu ortaya çıkarmak için kesmiş olabileceği hiç aklımıza gelmez.