Edebiyatın Lawrence'i olarak anılan Kurban Said'in bu eserini okumak büyük bir keyifti. Kitabı ilk okumaya başladığımda imkânsız bir aşk hikayesi olduğu çok belli oluyor ama ilerledikçe bir 'acaba' dedim kendi kendime. Kitap bir aşk hikâyesi olması yanı sıra aynı zamanda yaşandığı döneme ait bize tarihi bilgiler vermesi sebebiyle biraz tarihi yönünün de olduğunu söyleyebiliriz. Kitapta Bakü, Gürcistan, Dağıstan ve İran'ı da deyim yerindeyse gezmiş oluyor ve onların kültürleri, yaşayış biçimleri ve tarihleri hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz bu kısmı benim çok hoşuma gitti ve bana birçok şey kattı. Kitapta sıkça sözü edilen bir Şii-Sünni çatışması var bazı yerlerde bu çok keskinken bazı yerlerde ise bunun göz ardı edilmesi gerektiğinden söz ediliyor. Kitapta genel olarak var olan bir medeniyet-gelenek ve din çatışmasından söz edebiliriz ama bunun sonuca ulaştığını söyleyemeyiz çünkü kitapta imkansız gibi görünen aşk, aşılamaz gibi görünen din farklılığı ve modern-geleneksel çatışması kitabın ilerleyen bölümlerinde tam tersine dönüyor ve imkansız olan başarılıyor-her ne kadar zorluklar yaşansa da tıpkı diğer aşk hikayelerinde olduğu gibi- ve mutlu sona ulaşılıyor. Kitapta var olan umut başlangıçtan sonuna kadar hâkimiyetini sürdürüyor. Her şey çok güzel giderken bir anda hikâyenin sonunda bulunduğundan bahsedilen bir anı defteri bir anda sizleri de benim gibi hüzne boğacaktır. 'Yüzyılın aşkı' tanımlaması tam da bu hikâyenin hakkını teslim etmiş diyebilirim.