insan cennet bahçesinde yaratılmıştır ve Adem ile Havva bu günahsız ve ölümsüz cennet bahçesinde masum ve mutlu iken, kötülüğü temsil eden şeytan tarafından kandırılarak günah işler, ölümlü olur ve cennet bahçesinden kovulurlar. İkinci aşama dünyanın sonu gelene dek sürecek olan bir yolculuktur ki, insanoğlu güçlükler ve tehlikelerle dolu bu yolculukta, bağışlanmak umuduyla nefsine ve şeytana karşı savaşımını verir. Dünyanın sonu geldiğinde yeryüzünden silinen insanoğlu yeniden doğar ve iyilerin öbür dünyada cennete kavuşmasıyla üçüncü aşamaya geçmiş, başlangıç noktasına dönmüş olur. İnsanoğlunun bu serüveni yetkinlikten bir düşüşü, sınavdan geçmeyi ve yeni bir yetkinliğe yükselişi içerir. Yani cennet bahçesinin(masumiyetin,mutluluğun,ölümsüzlüğü) yitirilmesini ve sınavdan sonra bir benzerinin kazanılmasını. Gerek Batı edebiyatında gerekse bizim edebiyatımızda insanoğlunun bu serüveni, zaman zaman alegorik olarak kişisel düzeyde bir yolculuk olarak anlatılmıştır. Örneğin Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ında, Aşk, Hüsün'e sahip olabilmek için kalp kalesindeki kimyayı bulmak üzere yola çıkar ve türlü güçlüklerden sonra amacına ulaşır. Bu somut yolculuk öyküsü, alegorik olarak ruhun Tanrı'yı bulmak için gösterdiği çabayı ve geçirdiği sınavları temsil eder. Roman türüne geçersek bu arama arketipinin daha çok bir iç yolculuğa dönüştüğünü gözlemleriz. Kahraman illa ki dağlar, tepeler, denizler aşmaz, onun yerine yine türlü güçlüklerle savaşıp birtakım deneyimlerden geçtikten sonra kimliği hakkında yeni bir bilgiye ulaşır. Bilgisizlikten anlayışa geçer ki, gerçekte, üç aşamalı eski kalıbın bir iç yolculuk şeklinde yeniden uygulanmasıdır bu