Ahmet Can

Ahmet Can
@Ahmetcan0616
MARCUS AURELIUS: FELSEFESİNİ YAŞAYAN ADAM
Marcus Aurelius denince aklımıza güçlü bir imparator ve aynı zamanda büyük bir düşünür geliyor. Fakat onun asıl etkileyici tarafı, düşüncelerinin sadece zihninde kalmamasıydı. İnandığı değerleri bizzat kendi hayatında yaşamayı seçti. Birçok çocuğunu küçük yaşta kaybetti. Kaynaklara göre 13 çocuğu oldu, ancak büyük bir kısmı yetişkinliğe ulaşamadı. Hükümdarlığı boyunca savaşlar, salgın hastalıklar ve siyasi krizlerle mücadele etti. Buna rağmen hayata karşı bakışını ve erdemlerini korumayı başardı. Şikâyet etmek yerine yaşadığı olaylara nasıl tepki vermesi gerektiğine odaklanan biriydi. Çoğumuz hayatın zorlaştığı anlarda hızlıca öfkeleniyoruz. Sanki hiç zorluk yaşamamamız gerekiyormuş gibi düşünüyoruz. Oysa Marcus Aurelius, güçlü olmanın başına kötü şeyler gelmemesi değil, kötü şeyler geldiğinde kim olduğunu unutmamak olduğunu hatırlatıyor. "Hayatın mutluluğu, düşüncelerinin niteliğine bağlıdır." Bu cümle ilk okuduğumda bana oldukça basit gelmişti. Ancak zamanla ne kadar derin bir anlam taşıdığını fark ettim. Çünkü çoğu zaman bizi yoran şey olayların kendisi değil, onlar hakkında kurduğumuz düşünceler oluyor. Bir başka sözü ise bana sık sık kendimi hatırlatıyor: "Önündeki işe odaklan." Bugün yaşadığımız kaygıların büyük bir kısmı geçmişte yaşananlarla veya henüz gerçekleşmemiş bir gelecekle ilgili. Oysa hayat, aslında şu an yaptığımız şeyden ibaret. Marcus Aurelius'un sık sık vurguladığı bir diğer konu da insanların kusurlu olduğunu kabul etmekti. İnsanlardan hiç hata yapmamalarını beklediğimizde, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bu konuda söylediği şu söz oldukça güçlü: "İnsanların yanlış yapmasına şaşırma." Hayat kısa. Kontrolümüz sınırlı. Fakat nasıl bir insan olacağımıza karar verme gücü hâlâ bizim elimizde. Belki de Marcus Aurelius'tan
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
SARSILMAZ OLMAK
Hayatta seni en çok rahatsız eden insanlar hakkında düşündün mü? Belki de sana zarar veren şey onların davranışları değil, o davranışların sende dokunduğu yerlerdir. İşte tam burada nasıl sarsılmaz bir insan olacağımız hakkında konuşacağız ve bunlara yönelik bir kaç öğreti sunacağım. 1- Aynalama Yöntemi Hiç seni çileden çıkaran birine rastladın mı? Belki kibirleri, cehaletleri, sana davranışları seni kötü etkiliyordur. Şimdi kendine şu soruyu sor: Bu neden seni bu kadar rahatsız ediyor? Bizi başkalarında rahatsız eden her şey kendimizi tanımamıza yardımcı olabilir. Mesele seni etkileyenlerde değil senin içindeki iyileşmemiş bir yarada gizli. Duygusal tepkiler kendi içindeki güvensizliklerin yansımasıdır. Birinin sözü bizi olumsuz anlamda çok etkilerse onun sözünün doğru olabileceğinden korkarız. Ama kim olduğumuzu bilirsek kimsenin sözü bizi sarsamaz. Kendi gölgemiz ile yüzleşmedikçe dış dünya bizi yönetir. Dünya sana kim olduğunu sorar eğer cevabın yoksa dünya sana kim olduğunu söyler. İnsanlar seni tüketir. Eğer izin verirsen. Sana ait olmayan enerjiyi üzerine alma biri sana negatif söylemlerle geldiğinde bu sana ait ben taşımayacağım de. Ben gerçekten kimim? bu soruya cevap ver Hayatının kurbanı değil gözlemcisi ol. Hiç kimse sen izin vermedikçe duygularını kontrol edemez. Ben başıma gelenler değilim ben ne olduğumu seçenim.
Düşünceyi aktarabilme sanatı.
İnsanlık tarihindeki en güçlü insanlar her zaman en güçlü savaşçılar olmadı. Bazıları sadece düşüncelerini insanlara aktarmayı ve onları etkilemeyi iyi biliyordu. Ağzımızdan çıkacak birkaç söz bile karşımızdaki insanın duygu durumunu, düşüncelerini hatta bazen kararlarını değiştirebilir. Fiziksel mücadelenin yerini bazen zihinsel mücadele alabiliyor. Düşününce biraz ürkütücü aslında. Antik Yunan’da Aristoteles’in de üzerine düşündüğü bu alana retorik deniyordu. "İnsanları ikna edebilme ve düşünce aktarabilme sanatı." Ben de biraz bu konu üzerine düşünüp öğrendiklerimi burada paylaşmak istiyorum. İnsanları ikna edebilme sanatı derken biraz daha derine inmek gerekir. Karşımızdakinin duyguları ve mantığıyla verilen bir mücadeleden bahsediyorum. Aristoteles bu fikirleri ortaya koyduğunda yaklaşık 2300 yıl öncesiydi. Buna rağmen hâlâ elimizdeki en güçlü araçlardan biri olması bana oldukça ilginç geliyor. Bugün birçok siyasetçi, reklamcı, sosyal medya fenomeni ve büyük marka hâlâ aynı teknikleri kullanıyor. Peki nedir bu retorik? 1- ETHOS İnsan karşısındakine çoğu zaman ön yargıyla yaklaşır. Bu yüzden ilk yapılması gereken şey güven oluşturabilmektir. Karşımızdaki kişide uzmanlık, samimiyet ve tutarlılık hissi bırakabilmeliyiz. Çünkü insanlar önce söylenen şeyi değil, söyleyen kişiyi tartar. Eğer karşınızdaki insan konuşma boyunca kendi içinde sürekli “Bu kişiye inanmalı mıyım?” diye sorguluyorsa büyük ihtimalle Ethos kısmında başarılı olamamışsınız demektir. 2- PATHOS İnsan kendini ne kadar mantığıyla hareket ediyor sansa da duyguları kararlarında her zaman daha etkin rol oynar. Korku, umut, öfke, heyecan veya aidiyet hissi düşüncelerimizi fark ettirmeden etkileyebilir. Bu kısmın özü ise karşımızdakinin ne hissettiğini anlayıp iletişimi buna göre şekillendirebilmektir.
Bir Soru
Felsefi fikirlerimi bilgi ağırlıklı olmak üzere kendi fikirlerimi de dahil ettiğim bir paylaşım serisi oluşturmak istiyorum. Böyle bir konsept veya meraklıları var mıdır ?
İnsan paylaşmaya muhtaç bir varlık
Yıllar geçti, yüzler değişti. Ama bu ihtiyacımız hiç değişmedi. Evet bende bu sebeple buradayım.