• 479 syf.
    ·10 günde·8/10
    Kaç dünya var ve biz kaç dünyada, kaç evrende yaşıyoruz? Serinin ikinci kitabına başlar başlamaz ilk akla gelen soru bu oluyor ve boyutlar arasında yolculuğa çıkıyoruz Roland'la birlikte. Roland'ın Kule'ye giden yolda önüne açılan üç kapı, üç kapının ardında üç ayrı zaman ve üç ayrı karakterle karşılaşması ve paralel evrende zaman üstü bir seyahat. Son Silahşor Roland'ın, Son Üç Silahşor'den biri olmasına eşlik ediyoruz.

    1987 yılının New York'unda, iskambil kâğıtlarından evler yapan ve gözünü kırpmadan cinayet işleyecek kadar, oluşturduğu bu kâğıt evlerin üzerine titreyen bir mafya lideri olan Balazar ve çetesiyle mücadele eden eroin bağımlısı Eddie Dean, Roland'ın ilk yol arkadaşı.

    İkinci kapıda ise karşımıza yirmi üç yıl geriye giderek, elim bir tren kazasında iki bacağını da kaybeden, varlıklı ve kleptoman Odetta Holmes ya da benliğindeki ikinci karakterinin adıyla Detta Walker çıkıyor. Ve huysuz Detta Walker'ı tanıdıktan sonra, onunla yola çıkmayı hiç istemeyeceksiniz emin olun.

    Ve üçüncü kapı, Detta'dan bile daha kötü bir canavar olan Jack Mort'un bedenine ve beynine açılıyor. Aklınıza gelebilecek her türlü pisliği yapmaya hazır ve bunu icraatlarıyla da ispatlamış olan Jack, 1977'de değil hangi zamanda, hangi boyutta yaşarsa yaşasın tam bir baş belası ve suç makinesi.

    Alex Haley'in meşhur Kökler romanının bahsinin geçmesiyle King'i bu kadar çok sevdiğim için kendime bir kez daha hak verdim. Cinnet filmine yapılan göndermeler de çok hoştu doğrusu. Hayalî karakterlerin yanı sıra hayalî yaratıklarımız da vardı bu serüvenimizde: Yengeç ıstakoz karışımı dev bir insanyiyen olan Istanavarlar. Ve o garip, soru sorar gibi çıkardıkları, rahatsız edici kıskaçlardan gelen Dad-e-çam? Ded-e-çek? Dod-a-çok? sesleri...

    Kitabın tek eksi puanı (ki bunun King ve hikâye ile uzaktan yakından ilgisi yok): Nejat Ebcioğlu'nun çevirisini yaptığı ikinci okuduğum kitap oldu Üçün Çekilişi. Ve yine aynı ısrarlar; duyumsamak, anımsamak, benimsemek, tadımsamak, gereksinmek kelimeleri art arda gelince okumayı cidden zorlaştırdı. Üç harfli bir "his" kelimesini neden her seferinde "duyumsadığımı" bir türlü anlayamadım. Ayrıca Dean Koontz'un Fanatikler çevirisinde de geçen "iyi" kelimesi. Öyle gereksiz ve anlamsız yerlerde ve tek başına kullanılmış ki, inanın hangi kelimeden çevrildiğini bulamadım. Böylesine güzel, sürükleyici ve akıcı bir hikâyeyi, büyük bir çaba sarf ederek ve her cümleyi iç sesimizle düzelterek okumamıza sebep olan Nejat Ebcioğlu'na en derin saygılarımı(!) sunarak incelememi sonlandırmak istiyorum.
  • Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
    Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
    Bir deli akıl çırpınıyor aramızda

    Cahit Zarifoğlu (1940-1987)
  • Neden o balıkçınlar gibi kuşları öylesine narin ve hoş yapmışlar, okyanus o kadar acımasız olabilirken?
  • Bazılarıysa şanslıdır.Görebilmiştir yıllardır aradığını.Kafasında tek bir soru vardır:"Sen benim yığılmış özlemlerimin mi karşılığısın,yoksa kaybettiklerimin mi?"Zaman verecektir bunun cevabını.
  • Cevabını bilemeyeceğim bir soru sor!
  • Bazen, "Neden benden başka hiç kimse kendisine tiksinirek bakıldığını hissetmiyor? diye bir soru geliyordu aklıma.
  • 424 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İngizlicenin hayatımızda bu kadar fazla yer almasindan midir bilmiyorum kitabin adını başta nasil okuyacagimi bilemedim.Pia Meydir, Pia Meytir, Pia Mater..yazildigi gibi okunuyormus.

    Kitap dan diye başlıyor.Hani o bize ogretilen giris gelisme sonuc gibi degil de direkt gelisme kismindan giris yapılmış.Sayfayi fazla cevirdim herhalde diye bir kac kere kontrol ettim.Kontrol etme sebeplerimden biri de sayfalarda paragraf girintilerinin olmamasi.Zamanla alistim ama ilk etapta biraz yadirgadim.

    Kitabin dili inanilmaz akıcı.Doktorlarin yazdığı yazi pek okunmaz ama bu okunuyor, hem de oyle bir okunuyor ki kendini durduramıyor insan.Bazi yerde zorunlu molalar vermek zorunda kaliniyor.Serkan Bey kendine yazar demiyor ama kalemi bu kadar ustaca yonlendirebilmek her baba yigidin harci da değil.

    Nöro roman deyince, oyle antin kuntin bir sürü kelime vardir bi sey anlamam diye düşünebilir insan ama tibbi terimler insani yormadan, strese sokmadan ustaca yedirilmis kitapta.Hatta bazen boyle anlattilar da biz mi anlamadik diyesi gelebiliyor insanin İbrahim Tatlises e selam ederek :) Hani dergilerin sonunda bunları biliyor musunuz diye kısımlar olur bi kac cumlelik, hergun onumuzdeki bir canliyla, mesela karincayla ilgili bir bilgidir ve vay bee deriz ya, bazen hikaye icinden boyle siyrilabiliyor insan.Olayin tibbi kismini düşünüp vay bee deyip bi dusunuyorsun ve yaninda yorende o an kim varsa öğrendiğini hemen paylasma ihtiyacı hissediyorsun.

    Karakterlerin isimlerinin ozel bir anlami var midir bilmiyorum ama klasik isimler degil.Tesla, Galen, Vera, Meryam..bu tip isimleri neden secti açıkçası merak ettim.Akilda kalıcılığı artırmak icin mi siradanliktan uzaklasmak icin mi? Ben olumlu buldum sebep her neyse.Karakterleri kafamda ozellestirdi bu durum.

    Karakterlerin hemen hepsi, garibim Meryam disindakiler, ki o da cok guzel, her konuda aşırı bilgili ve zeki.Yani haddinden fazla zeki ve araştırmacı.Tesla, bas kahramanimiz tip fakultesini yarim birakiyor.Ama sonra ne isle mesgul olduğu hakkinda bir fikrimiz yok.Tesla nin biraz deli dolu bir ablasi var, Meryam.Olaylar Meryam in kocasina ufak bir gözdağı verme fikriyle başlıyor.Kokulara aşırı hassas ve kokularin renklerini görebilen Alef bir köşede hikayeye girmek icin firsat kolluyor.Sagolsun Meryam bir pas veriyor ve Alef sahaya bir çıkıyor ki indirebilene aşkolsun.Bi yerlerde ask oluyor ama o koku Alef ten gelmiyor.Hikaye Meryam i bulmaya calismakla geciyor.

    Bölüm sonlarinda surekli okuyucuya şunu yapsaydı olmayacakti, bunu soyleseydi olaylar farkli gelisecekti tarzinda yönlendirmeler var.Kitap bittikten sonra bazi yerleri dusundum.Olaylar nasıl farkli olabilirdi diye, beni cok etkilemedi o kisimlar.

    Aslinda kitabin her seyinden bahsedilir de en cok konusmak istediğim herhalde finali oldu.Hani çikolata yersin yersin de tam sonu gelir ve en tatli kismidir ya, tam o anda karsi koyamayacagin biri onu ister ve icin burula burula verirsin , işte öyle hissettim.Tam doyamadim gibi, doydum ama tatmin olmadim gibi.Bunu devamı gelecek diye yaptiysa da okuyucu sonunda daha cok sey bilmek istiyor.Cok fazla soru isareti bıraktı.Ejderha Dövmeli Kız serisini bayila bayila okudum.3 kitap da birbiriyle baglantili gibi ama hepsinde de bir final var.O hissi yaşamak mutlu ediyor okuyucuyu.Mevzu hikayenin iyi ya da kötü bitmesi degil, bir tatminsizlik hissi ile kapanmasi.

    Genele baktigimda başarılı buldum kitabı.İnsani fazla zorlamayan, her yerde cikarip okuyabileceginiz ve kitap okumaktan bazen uzaklaştığınızda kondüsyon yapabileceginiz bir kitap.