Puan vermedi·122 syf.··
2026 405. kitabı
Dört Anlaşma, Don Miguel Ruiz’in Toltek bilgeliğine dayanarak kaleme aldığı, modern insanın pratik hayatta uygulayabileceği çok güçlü bir özgürleşme ve farkındalık rehberidir. Yazar, çocukluktan itibaren toplum, aile ve kültür tarafından zihnimize kazınan ve bizi mutsuzluğa mahkum eden tüm o yazılı olmayan kuralları "toplumsal evcilleştirme" olarak tanımlar ve bunlardan kurtulmanın yolunu sunar. Toltek şamanik geleneğinden süzülüp gelen ve hayatı kökten değiştirebilecek o dört temel anlaşma şunlardır: * Sözlerinizi Özenle Seçin: Söz, insanın en güçlü yaratıcı gücüdür. Sözlerinizle hem bir büyü yapabilir hem de bir laneti bozabilirsiniz. Kendinize ve başkalarına karşı dürüst, sevgi dolu ve yıkıcı olmayan bir dil kullanmak, özgürleşmenin ilk adımıdır. * Hiçbir Şeyi Kişisel Almayın: Başkalarının yaptığı ya da söylediği hiçbir şey sizinle ilgili değildir; tamamen kendi algıları, yaraları ve rüyalarıyla ilgilidir. Bu anlaşmayı rehber edindiğinizde, başkalarının öfkesi, eleştirisi veya zehri size asla dokunamaz. * Varsayımda Bulunmayın: İnsan zihni, bilmediği şeylerin yerini senaryolar ve varsayımlarla doldurmaya meyillidir ve bu durum genellikle büyük dramlara, hayal kırıklıklarına yol açar. Varsaymak yerine soru sormak ve net iletişim kurmak, ilişkileri kurtarır. * Her Zaman Elinizden Gelenin En İyisini Yapın: "En iyisi" durumdan duruma, sağlıktan hastalığa göre değişir. Önemli olan, o anki şartlar altında kendinizi tüketmeden, suçluluk veya pişmanlık duymayacağınız bir çaba ortaya koymaktır. Don Miguel Ruiz’in sade, akıcı ve doğrudan ruha hitap eden dili, bu kadim felsefeyi herkes için anlaşılır kılar. Dört Anlaşma, zihinsel hapishanelerimizden çıkıp içsel huzuru, özgürlüğü ve saf sevgiyi bulmamız için başucumuzda durması gereken sarsıcı bir
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma
Özgürlüğün ve Sorumluluğun Arasında
7/10
·182 syf.··
2026 537. kitabı
Kadının Adı Yok, Türkiye’de kadın hareketi ve feminist edebiyat açısından en çok tartışılan eserlerden biridir. Duygu Asena, bu romanda toplumun kadınlara biçtiği rolleri, evlilik kurumundaki eşitsizlikleri, kadınların eğitimli olsalar bile maruz kaldıkları baskıları ve kendi kimliklerini arama süreçlerini anlatır. Kitabın yayımlandığı dönemde yarattığı etki, yalnızca edebi yönünden değil, kadınların gündelik hayatta yaşadıkları sorunları görünür kılması açısından da önemlidir. Bu nedenle eser, Türkiye’de feminizmin geniş kitleler tarafından tartışılmasına katkı sağlamış ve önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Romanın merkezindeki kadın karakter, çocukluğundan yetişkinliğine kadar birçok toplumsal baskıyla karşılaşır. Kadın olmanın getirdiği beklentiler, evlilik, annelik, ekonomik bağımsızlık ve bireysel özgürlük gibi konular üzerinden kendi varlığını sorgular. Kitap, özellikle “kadının önce insan olarak görülmesi” gerektiği fikrini güçlü biçimde savunur. Feminizm açısından bakıldığında eserin verdiği temel mesajlardan biri, kadınların erkeklerle hukuksal ve toplumsal haklar bakımından eşit olması gerektiğidir. Ben de bu yönünü değerli buluyorum. Kadınların eğitim hakkı, çalışma hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi temel özgürlüklere sahip olması; aynı işi yapan kadın ve erkeğin aynı ücreti alabilmesi gibi kazanımlar son derece önemlidir. Feminizmin kadınların sahip olamadıkları hakları elde etmeleri için ortaya çıkmış bir hareket olması nedeniyle bu yönünü destekliyorum. Feminizmi erkek düşmanlığı olarak görmek de doğru değildir; özünde amaç kadınların insan olarak hak ettikleri değeri ve fırsat eşitliğini elde etmeleridir. Bununla birlikte, feminist düşüncenin her görüşünü aynı ölçüde benimsediğimi söyleyemem. Hukuksal anlamda kadın ve erkeğin eşit
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·256 syf.··
2026 180. kitabı
Nisa #okudumbitti Bazı kitaplar yalnızca bir hayatı anlatmaz; pek çok kadının sustuğu, içine attığı ve tek başına aşmaya çalıştığı şeylere de ses olur. Nisa benim için tam olarak böyle bir romandı. Sivas’ın Pusat köyünde başlayan ve İstanbul’un birbirinden bambaşka semtlerine uzanan bu hikâyede, Hayrünnisa’nın yıllar içindeki değişimine tanıklık ediyoruz. Daha on üç yaşındayken adındaki yükü sıyırıp kendine “Nisa” diyen bu güçlü karakter; ailesinin, toplumun ve evliliğin ona çizdiği sınırların içinde kaybolmamaya çalışıyor. Hayat onu defalarca yoruyor, yaralıyor, hatta zaman zaman karanlığın tam ortasında bırakıyor. Ama Nisa’nın içinde, ne olursa olsun yeniden doğrulmasını sağlayan çok güçlü bir yaşama inadı var. Okurken en çok etkilendiğim şey, Nisa’nın başına gelenler karşısında yalnızca acıya tutunmaması oldu. Her düştüğünde kendine “Peki şimdi ne yapabilirim?” diye sorarak yoluna devam etmesi, romanın ruhunu oluşturan en kıymetli ayrıntılardan biriydi. Çünkü bazen hayatı değiştiren şey büyük cevaplar değil, insanın kendisine sormaya cesaret ettiği doğru bir soru oluyor. Kendi söküğünü dikerek başlayan yolculuğunun “Hırka Ören Kadınlar” atölyesine dönüşmesi ise beni ayrıca duygulandırdı. Bir ipliğin başka bir iplikle birleşmesi gibi, yalnız bırakılmış kadınların da birbirlerine güç vererek yeniden hayata karışmaları çok güzel anlatılmıştı. Nisa yalnızca kendini ayağa kaldırmıyor; elini başka kadınlara da uzatıyor. Romanda anneliğin gücü, baba sevgisinin bir kız çocuğunun ruhunda bıraktığı iz, kardeşlik, dostluk, ekonomik özgürlük ve kadın olmanın görünmeyen yükleri çok samimi bir şekilde işlenmiş. Bazı sayfalarda içim ağırlaştı, bazı sayfalarda ise Nisa’nın direncine hayran kaldım. Acının içinden umudu çıkaran, yaralarını saklamak yerine onlardan yeni bir hayat
NisaFiliz Aygündüz · Doğan Kitap · 20269 okunma
Yaşamı Hala Seviyor muyuz??
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 20:44
Erich Fromm okumaya başlamak isteyen biri için Sevme Sanatı ve Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? bence en doğru başlangıç kitaplarından ikisidir. Çünkü bu iki eser, Fromm'un insana, topluma ve yaşama nasıl baktığını anlamak için önemli birer kapı aralıyor. Erich Fromm'un Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? kitabı; çeşitli röportajlardan, makalelerden, konferanslardan ve farklı eserlerinden alınan bölümlerden oluşuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu metinler, ortak bir sorunun etrafında birleşiyor. Erich Fromm yalnızca bir psikolog değildir. Aynı zamanda güçlü bir sosyologdur. Belki de bu yüzden insanı hiçbir zaman toplumdan kopuk ele almaz. Çünkü insanı anlamanın yolu yalnızca bireyin iç dünyasına bakmaktan geçmez; onu şekillendiren toplumsal koşulları da anlamaktan geçer. Fromm'un en çok hoşuma giden yönlerinden biri de budur. O, toplumu bireyin karşısına koymaz. Tam tersine, insan ile toplumun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösterir. Çünkü insansız toplum olmaz, toplumsuz insan da olmaz. İnsan sosyal bir varlıktır. Bir yere ait olmaya, başka insanlarla ilişki kurmaya ihtiyaç duyar. Bu yüzden birey ve toplum aslında aynı bütünün iki parçasıdır. Fromm da hem psikolog hem sosyolog kimliğiyle bu ilişkiyi çok başarılı bir şekilde analiz eder. Bir yandan toplumun insan üzerindeki etkilerini incelerken, diğer yandan insanın toplumu nasıl şekillendirdiğini gösterir. Çünkü toplum dediğimiz şey de sonuçta insanlardan oluşur. Toplumun ilerlemesi de gerilemesi de insanın elindedir. Yaşamı Hâlâ Seviyor Muyuz? kitabında beni en çok etkileyen kavramlardan biri "canlılık" kavramı oldu. Bugün canlılık denildiğinde çoğumuzun aklına hareketli olmak, sürekli bir şeylerle uğraşmak, yoğun olmak ya da üretmek geliyor. Oysa Fromm'un sözünü ettiği canlılık çok farklı bir şeydir. Canlılık; insanın
1000Kitap
Yaşamı Hala Seviyor muyuz?Erich Fromm · Say Yayınları · 202485 okunma
9/10
·192 syf.··
2026 27. kitabı
Mutluluk gerçekten nerede saklı? "Bir espriye birkaç defa gülmüyoruz da aynı acıya neden tekrar tekrar üzülüyoruz?" Mecit Ömür Öztürk'ün kaleminden çıkan Mutluluğun İnşası kitabını okurken bu soru uzun süre zihnimde kaldı. Çocukluğumuzu düşündüm... Soyutla somutun ayrımını bilmediğimiz o yıllarda ne kadar da mutluyduk. Annemizin yaptığı bir tabak makarna, babamızın getirdiği bir çikolata, kardeşlerimizle geçirilen birkaç dakikalık oyun... Mutluluk aslında ne kadar da yakınımızdaymış. Büyüdükçe mutluluğu uzaklarda aramaya başladık. Daha çok şeye sahip olursak mutlu olacağımızı düşündük. Oysa bu kitap bana, mutluluğun dışarıda değil; bakış açımızda, düşüncelerimizde ve yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlarda saklı olduğunu yeniden hatırlattı. Yazar, mutluluğu ulaşılması zor bir hedef olarak değil; emekle, sabırla ve farkındalıkla inşa edilen bir süreç olarak anlatıyor. Ayetler, hadisler, kıssalar ve birbirinden kıymetli alıntılarla desteklenen eser; insanın önce kendi iç dünyasına dönmesi gerektiğini söylüyor. Altını çizdiğim, notlar aldığım çok sayıda sayfa oldu. Özellikle şu cümle uzun süre benimle kalacak: "Şükür, kendiliğinden ortaya çıkmayan, irade ile sürdürülebilecek bir davranıştır." Belki de mutluluk; elimizde olmayanların peşinde koşmaktan çok, elimizde olanların kıymetini fark etmekte gizlidir. Küçük anların değerini bildiğimiz, içimizdeki çocuk kadar saf sevinçler yaşayabildiğimiz günler dilerim. Sizce mutluluk bir varış noktası mı, yoksa her gün yeniden inşa edilen bir yolculuk mu? #Mutluluğunİnşası #MecitÖmürÖztürk #GönülHeybemden
Mutluluğun İnşasıMecit Ömür Öztürk · Timaş Yayınları · 2026186 okunma
İman etmek cesur adamların işidir.
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Mehmet Salim Öztoksoy’un, İslamiyet’i kabul etme sürecinde yaşadığı tecrübelerden ve hatıralardan oluşan bu eser, yazarın kendi anlatılarına dayanmaktadır. Müslüman bir ülkede, sözde Müslüman bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Öztoksoy, tamamen Batı kültürüyle yetişmiştir. Türkiye’deki Batı hayranı pek çok insan gibi, İslam’a karşı önyargılı bir tavır benimsemiş; onu araştırmayı dahi gerekli görmemiştir. Ancak bir gün, mürtet olmuş eski bir müftünün (Turan Dursun) İslamiyet’i çürüttüğüne dair duyduğu bilgiler üzerine, İslam aleyhine kaleme alınmış bir kitabını okumaya karar verir. Başlangıçta amacı, İslamiyet’in yanlışlığını öğrenmek ve çevresini de bu düşünceden uzaklaştırmaktır. Fakat okudukça, eserde yer alan iddiaların ve iftiraların boyutunun tahmin ettiğinden çok daha ileri seviyede olduğunu fark eder. İslam’a karşı son derece olumsuz duygular besleyen Öztoksoy bile, yazılanların önemli bir kısmının gerçekle bağdaşmadığını kısa sürede anlar. Bununla birlikte, kitapta yer alan bir iddia özellikle dikkatini çeker: Kur’an’ın kendi ayetleriyle çeliştiği ve bu nedenle tutarsız olduğu ileri sürülmektedir. Yazar, bu iddiasını sure ve ayet numaralarıyla desteklemeye çalışmaktadır. Kur’an’a uzun yıllar boyunca mesafeli duran Öztoksoy, ailesini İslamiyet gibi bir düşünceden uzaklaştırmak amacıyla söz konusu ayetleri bizzat incelemeye karar verir. Ancak yaptığı araştırma sonucunda, adı geçen yazarın açıkça çarpıtma ve iftiraya başvurduğunu görür. Daha da dikkat çekici olan ise, bu yazarı referans gösteren pek çok kişinin, Kur’an’da gerçekten böyle bir ifade olup olmadığını araştırma ihtiyacı dahi duymamasıdır. Bu durumun farkına varan Öztoksoy, kendi ifadesiyle, sorgulamadan başkalarının düşüncelerini tekrar edenlerden biri olmak istemez ve okumaya, araştırmaya
1000Kitap
"Ol" Dedi OldumMehmet Salim Öztoksoy · Tin Yayınları · 2025172 okunma