“Benim zayıf noktam neresi, bu gevşeklik nereden kaynaklanıyor?” sorusunu sorabilen ve cevabını arayan kimse savrulsa da doğrulur, düşse de yola devam edecek gücü yeniden bulur. Fakat bu soru, yalnızca insanın kendisine sorabileceği bir sorudur. Zira sizin iç dünyanızı sizin kadar kimse bilemez; dolayısıyla cevabı aramak da size düşer. Bu arayışta maneviyata rehberlik edecek bir insan-ı kâmile tesadüf edilirse ne âlâ! Fakat bulunmasa da her zaman kestirme bir yol vardır: Hadis, siyer ve şemâil okuyarak Efendimiz’in manevi rehberliğine kendimizi bırakmak.
Sayfa 123 - Ketebe
İnsan ırkını hangisi daha çok tanımlar, zalimlik mi, yoksa bundan utanma kapasitesi mi, diye sormuştu Karla bir keresinde. Bu soruyu ilk duyduğumda oldukça zeki bir soru olduğunu düşünmüştüm ama şimdi daha yalnız ve daha bilge olduğumdan insan ırkını tanımlayanın zalimlik ya da utanç olmadığını biliyordum. Bizi biz yapan bağışlayıcılığımızdır. Bağışlayıcılık olmasaydı, ırkımız sonu gelmez intikamlarla kendi kendini yok ederdi. Bağışlayıcılık olmadan tarih olmazdı. Bu umut olmadan sanat da olmazdı, çünkü her sanat eseri bir açıdan da bağışlayıcılığın yansıtılmasıdır. Hayal gücü olmadan sevgi de olmazdı, çünkü her çeşit sevgi aynı zamanda bağışlayacağınıza ya da bağışlanacağınıza dair verilmiş bir sözdür. Yaşıyoruz, çünkü sevebiliyoruz. Seviyoruz, çünkü affedebiliyoruz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Monotonluğun ve bir yardım çağrısının güzel bir tasviri
O gün de bilindik konuşmamız aktı, herkes birbirinin iyi halinden emin oldu, cümleler veda anına yaklaşırken içimden bir soru fırladı. Dünyaya doğru bir çapa. Günler süren gecenin içinde bir mum ışığı. Yeryüzünde sürüp giden yaşama bir çengel. Kıyısına vurduğum ıssız adada kumlara yazdığım "İmdat" yazısı. Bana bile duyar duymaz "içimde var mıymış böyle bir şey sahiden?" dedirten bir hayat belirtisi.
Alıntı
Okumak insana ne kazandınr?
Yakın zamanlara kadar böyle bir sorunun sorulması lüzumsuz addedilebilirdi. Çünkü insanın okumakla kazandığı o kadar açık, o kadar göz önündeydi ki kimsenin aklına böyle bir soru sormak gelmezdi. Yakın zamanlara kadar, halk arasında yaygın olan "Oku, adam ol!" deyişinin de gösterdiği gibi, "adam olma"nın yolunun kuşkuya yer bırakmayacak derecede okumaktan geçtiğine inanılırdı. Ve "adam olmak" "Vezir olmuşsun, ama adam olamamışsın!" serzenişiyle sona eren halk hikâyesinde de yankılandığı üzere mal mülk, makam mevki sahibi olmakla gerçekleşmeyen bir şeydi. Bugün de bu soru lüzumsuz addedilebilir, ama farklı bir sebepten ötürü: Artık okumakla kazanılan sey, "adam olmak" kimsenin itibar etmekten geri duramayacağı kadar göz önünde olmaktan kalktığı, dolayısıyla kimsenin umursamazlık edemeyeceği kadar iltifata mazhar olmadığı için. Halk ruhundaki belirleyici, yön verici yerini kaybettiği için. Ama onun o yeri kaybetmesi ona kendi öz değerinden bir şey kaybettirmediği için yine de sorulmalı: Okumak insana ne kazandınr?
Sayfa 7 - Say Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Kur'ân, hayatta karşılığı olmayan hiçbir şeyi konuşmaz. Kur'ân âfakî değil, tamamen tatbikî bir kitaptır; gerçekçidir. Din bilginleri de buna büyük ölçüde uymuşlardır. Büyük din bilginlerinden İmam Malik kendisine herhangi bir soru sorulduğunda; önce "Böyle bir şey gerçekleşti mi?” diye sorardı. Çok enteresan. Sorulan her soruya karşılık; “Böyle bir şey oldu da mı soruyorsun, yoksa, şöyle şöyle olsa ne lâzım gelirdi?' diye mi soruyorsun?" diyerek işin mahiyetini anlamak isterdi. Böyle bir şey olmuşsa, ona cevap verir, yoksa konuşmazdı. Bizim
Sayfa 68 - Marmara Akademi·Kitabı okuyor
Hayvanlar dünyasından kendini ayıran insanın en büyük sorusu insan nedir? olmuş, böylece kendisinin kim ya da ne olduğunu, nereden geldiğini sorgulayan tek canlı türü olarak kayıtlara geçmiştir. Bir ve aynı şey olduğu doğayla bağlarını koparan insanın asıl kaybettiği, canlı olmanın köklerinden getirdiği bilgisi, bilgeliğidir; her şeyi kendiliğinden bilen insan, göbek bağını kopardığı doğadan düştüğünde, bildiklerini çoktan unutmuş, her şeyi yeniden ve kendi aklıyla öğrenmek zorunda kalmıştır. Ancak öğrendiği asla unuttuğu kadim bilgi değildi. Öğrenme ve bilme arzusu hakikate değil olmak istediğine yönelmişti. Problem, yaşam ağacından ayrılarak insan olmak isteyenindi, soruyu o soruyor, yanıtı o veriyordu. Soru ve yanıt ancak dilde mümkündür.