İklimler, ilk bakışta bir aşkın hikâyesini anlatır gibi görünür; oysa satır aralarında, insan ruhunun değişken doğasına tutulmuş bir aynadır. André Maurois, aşkı romantik bir idealle yüceltmek yerine, onu duyguların sürekli değişen atmosferine bırakır. Çünkü bu romanda sevgi, sabit bir duygu değil; rüzgârı yön değiştiren, mevsimi ansızın dönen bir iklimdir.
Kitabın en çarpıcı yanı, bugün psikolojide “bağlanma stilleri” diye adlandırdığımız dinamikleri, henüz kavramsallaştırılmamışken bu kadar berrak bir şekilde ortaya koymasıdır. Maurois bize şunu sezdirir: Bir ilişkide sorun çoğu zaman “yanlış insan” değildir; değişen duygusal iklimlere uyum sağlayamayan iki ayrı iç dünyadır.
I. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın kırılgan ruh hâli, romanın arka planında sessizce akar.
Romanda dikkatimi çeken bir nokta da şu oldu : İnsan, yas sürecinde kaybettiği kişinin izlerini davranışlarında taşımaya başlayabilir. Bu, bilinçli bir taklit değil; ruhun eksik kalan parçayı tamamlama çabasıdır.
Maurois’in en net söylediği şey şudur:Aşk, doğru insanı bulmaktan çok, o insanla aynı duygusal iklimde kalabilme becerisidir.
Ve bu, çoğu zaman sandığımızdan daha kırılgan, daha zordur. İlişkiler üzerine yaklaşık 100 yıl önce yazılmış ama ilişki dinamikleri halâ günümüz insani ile birebir aynı bu yüzden zamansız bir kitap kesinlikle. Bazi iliskilerinizin neden yürümediğinin cevabını bulma ihtimaliniz çok yüksek bu arada. Okuyunuz okutunuz...