El-Kairoum yakınlarındaki bir köyde oturuyordum, dedi. Bir bostanım, çocuklarım ve ölümüme kadar değişmeyecek bir hayatım vardı. Bir yıl ürün her zamankinden daha bol oldu, biz de Mekke'ye gittik ve böylece o zamana kadar yerine getir memiş olduğum bir farizamı eda etmiş oldum. Artık gönül rahatlığıyla ölebilirdim ve öldüğüm için de mutlu olurdum.
Bir gün yer titremeye başladı ve kabaran Nil, yatağından taştı. O zamana kadar yalnızca başkalarının başına geldiğini sandığım şey benim de başıma geldi. Komşularım, sel yüzünden zeytin ağaçlarını yitireceklerinden korktular; karım çocuklarının sulara kapılıp gitmesinden korktu. Ben de sahip olmayı başardığım şeylerin yok olacağı düşüncesiyle korkuya kapıldım.
Ama çaresi yoktu bunun. Topraktan elde edilecek bir şey kalmamıştı artık, ben de yaşamak için başka bir çare aradım. Şimdi devecilik yapıyorum.
Ama bu sayede Allah'ın kelamını anlayabildim:
Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir.
İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun, sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız. Ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı El tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman, bunu anlar anlamaz, bu korku uçup gider.