"Sen iyimserle kötümserin hikâyesini biliyor musun?"
"Hayır!" dedi.
"Kötümser, 'işler daha kötü olamaz' diye feryat ederken, iyimser, 'Olabilir, daha kötü de olabilir dermiş. Şimdi söyle bakalım. Sen iyimser misin, kötümser mi?"
Bu memlekette, Kürt sorunundan yoksulluğa, hemen her meselede bir görmezden gelme, yok sayma alışkanlığı vardı. Bir muhalif kişi bunlardan söz ederse, sanki sorunları o yaratmış gibi ona öfke duyulurdu. Farklı düşünmek, çok zaman düşman kabul edilmenin nedeni olurdu.
Toplum olarak, sessiz bir sözleşmeyle susma kararı alınmış, yaşananlar genç kuşaklara aktarılmamıştı. Bu iyi miydi, kötü müydü bilemiyorum. Hiç kimseye düşman olmadan yetiştirilmiştik. Bu işin iyi tarafıydı ama bir de geçmişimiz konusundaki korkunç cehaletimiz vardı.